Karadeniz Nato Rusya

3 görüşdə Qarabağ müzakirəsi

TÜRKİYE YÜZÜNÜ NEREYE DÖNMELİ?

Ցուցարարներն աշխարհից պահանջում են հավասարության նշան չդնել կողմերի միջև

Bölgesel Güç Olma Yolundaki Türkiye’nin Kıbrıs ile İmtihanı

Gündem 10 Haziran 2016
802

Bölgesel Güç Olma Yolundaki Türkiye’nin Kıbrıs ile İmtihanı
selçuközçelik
ÖZET
Kıbrıs’ın stratejik öneme sahip olması, bölgede söz sahibi olmak isteyen hemen her devleti uyarmaktadır. Osmanlı ve Britanya’nın hâkimiyetinden sonra, Ada’da 1959-60 Londra ve Zürih Antlaşması’yla Birleşik Kıbrıs Devleti kurulmuştur. Oluşturulan devletin garantörlüğünü üstlenen İngiltere-Türkiye-Yunanistan Ada üzerinde söz sahibi olmuştur. Daha sonra Rumların tek taraflı olarak Anayasayı bozmaları, yani Akritas Planı ve ardından gelen şiddet süreci, Türkiye’yi, Ada’ya müdahalede bulunmaya itmiştir. Türkiye’nin 1974’teki müdahalesi sonrasında, ABD tarafından uygulanan ambargo ile karşılıklı ilişkiler gerilmiştir. Kıbrıs’ta ise, ilk olarak bir federe devlet, daha sonra Rumların uzlaşmaz tavrına mukabil, 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Uzun süren uzlaşmazlıklar, ilk kez 2004 Annan Planı ile yumuşamış olsa da, Rum tarafının “hayır” oyu vermesine rağmen, Rum tarafı AB’ye alınmış ve oylamaya “evet” diyen Türk tarafı AB dışında tutulmuş, üstelik ambargoları dahi kaldırmayarak gözle görülür biçimde haksızlık edilmiştir. 2015 yılında KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Mustafa Akıncı ile birlikte müzakere görüşmeleri tekrar gündeme gelmiş ve ciddi adımlar atılmaya başlanmıştır. Görüşmelerde, bölgedeki enerji sorununun çözümü ve Birleşik Federe Devletin zemini hazırlanmak istenmiştir. Ancak Kıbrıslı Türklerin, Türkiye’nin garantörlüğünü istemeleri buna karşın, Rum tarafının Türkiye’nin varlığını tehdit olarak görmesi işi yokuşa sürmektedir. Her şeyden önemlisi Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarının Avrupa’ya iletilmesi için bölge istikrarına ihtiyaç vardır. Bu bağlamda bugün Kıbrıs’ta kalıcı bir barışın sağlanması, tarafların görüşme halinde olmaları, Maraş’ın statüsü, Türk askerlerinin durumu ve çıkarılacak kaynakların Ada halkı tarafından eşit paylaşılması sorunu çözülmeyi bekleyen önemli konular arasındadır.
Anahtar Kelime: Akritas Planı, KKTC, Annan Planı, Garantörlük, Mustafa Akıncı, Türkiye, AB, Doğalgaz

Kıbrıs’ın Stratejik Önemi ve Tarihteki Önemli Hâkimiyetler
Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in en büyük, Sicilya ve Sardunya’dan sonra 3572 mil kare yüzölçümüyle Akdeniz’in üçüncü büyük adasıdır. Türkiye’ye 40 mil uzaklıktadır. Ada çok eski ve çok zengin bir tarihe sahiptir. Adanın 3’üncü zamanda İskenderun bölgesinden ayrılarak zaman içerisinde şu anki konumuna yerleştiği değerlendirilmektedir. Adaya adını veren zengin bakır madeni yataklarından dolayı ekonomik, Suriye, Mısır ve Anadolu kıyıları arasındaki konumu itibariyle de coğrafi açıdan, daha ilk çağlardan itibaren büyük önem kazanmıştır. Jeopolitik durumundan dolayı Kıbrıs, tarih boyunca, Anadolu için önemli bir yer niteliğinde olmuş, Anadolu, Suriye ile Mısır arasında askeri ve ticari bir üs olarak kullanılmıştır. Kıbrıs; 1571 sonrası Osmanlı Devleti, 1878 sonrası Birleşik Krallık hâkimiyeti ve 1960 yılında kurulan Kıbrıs Devleti ile Türkiye’nin elde ettiği garantörlük hakkı. En önemlisi ise adada yaşanan sıkıntılara son vermek için 1974’te garantörlük hakkımızı kullanarak düzenlenen Barış Harekâtı ile adeta bölgede Türkiye’de varım demeye başlamıştır. Çünkü meselenin sadece toprak meselesi olmadığını asıl meselenin enerji kaynaklarına yakın olunması ve bölgeyi kontrol edebilmek istenmesi olduğudur.
Tarih boyunca değişik hâkimiyetler görmüş olan Kıbrıs, 1571’de İslam halifesi Yavuz Sultan Selim öncülüğünde Osmanlı Devleti tarafından fethedilmiştir. Venedik ve İtalyan korsanların etkisi kırılmıştır. Anadolu’dan Kıbrıs’a gelen göçlerle Ada’da Türk nüfusu bir hayli artmıştır. Osmanlı Devleti’nin 1877’deki Çarlık Rusya ile yaşanan savaşta “doksan üç harbi” yenilmiş halde çıkması devleti bir hayli yormuştur. Osmanlı Devlet’i, yeni bir Rus saldırısından korunmak için savaş sonunu belirleyecek 1878 Berlin Kongresi öncesi İngiltere ile bir anlaşma yapmış, kendisine yönelecek bir tehdit halinde İngiltere’nin silah yardımına ve desteğine karşılık, Osmanlı Devleti’de Kıbrıs Adası’nın yönetimini İngiltere’ye üs olarak bırakmıştır. Osmanlı Devleti 1878 yılında İngiltere’nin Ada’ya üs bahanesiyle kısmen el koymasına kadar tam 307 sene boyunca huzur ve barış içerisinde idare etmiştir. 1882 yılında ise Britanya Kıbrıs Adasında yeni bir anayasa hazırladı. Anayasaya göre İngiliz yüksek komiseri ile 12’si seçimle 6’sı atama ile gelecek. Toplam 18 üye olacak. 12 üyenin 3’ü Türk, 6’sı ise Rum olarak belirlenmiştir. Böylece Osmanlı devletinin belirlemiş olduğu adaletli düzen bozulmuş zamanla Ada’da çoğunluğu sağlayan Rumlar acımasız bir şekilde Türkleri katletmişlerdir. Britanya’nın, Ada’yı tamamen ilhak etmesi ise 1914’de Birinci Cihan Harbinde Türkiye ile İngiltere harp haline gelince, İngiltere Ada’yı kendi topraklarına kattığını ilan ederek Kıbrıs’a el koymuştur ve daha sonra Türkiye’nin bölgede nüfuzunun kırılması için çalışmalara başlamıştır.
Kıbrıs Devleti’nin Kurulması Süreci ve ENOSİS
Kıbrıs’ın, 1914 yılından itibaren İngilizlerin hâkimiyetine geçmiş olması birçok olumsuzlukları beraberinde getirmiştir. Öncelikli olarak Ada’da çoğunlukta olan Türklere yönelik sindirme ve göçe zorlamaya yönelik politikalar geliştirmişlerdir. Bu duruma mukabil olarak Ada’da var olan Ortodokslara çeşitli olanak ve teşvikler sağlama politikası izlenmiştir. İngiltere’nin, Rumlara yönelik yapmış olduğu destek istenilen sonucu vermemiş olacaktır ki İngiliz koloni yönetimine karşı 1931 yılında bir isyan girişiminde bulunulmuştur. İkinci Cihan Harbi sonrası “Manda” yönetimlerinin bağımsızlık talebi ile isyan etmiş olması sömürgeci güçleri tedirgin etmiştir. Bu durumdan payını almak isteyen Kıbrıs Rumları, Ortodoks Kilisesinin de desteklemesi ile Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşme (ENOSİS) fikrini ortaya atarak İngilizlere karşı gizli bir mücadeleye girişmişlerdir. 1954 yılında Yunanistan, Ada’daki durumu Birleşmiş Milletlere getirdi ve Ada halkı için “ Kendi kaderini kendisinin saptaması” (selfdetermination) ilkesinin uygulanmasını istedi. Fakat Birleşmiş Milletler Siyasi Komisyonu konuya bakmadı. Yunanistan daha sonra 18 Ekim 1958’de İngiltere’ye verdiği bir nota ile Kıbrıs’ı resmen istemiştir. Lozan Barış Antlaşmasından beri Kıbrıs konusunda İngiltere’nin hâkimiyetini benimseyen Türkiye Devleti, ikinci cihan harbi sonrası bölgede değişen ve gelişen konjonktürde etkin olmaya çalışmıştır. Kıbrıs konusunda Yunanistan’ın aktif olması ve kendine bağlamaya çalışması Türk kamuoyu ve hükümeti nezdinde çok yakından takip edilmiş ve ENOSİS’e karşı tavır alınmıştır.
Birleşmiş Milletler ve İngiltere’nin Rum isteklerine boyun eğmemesi, ENOSİS’in icra organı olacak olan EOKA’nın kurulması gündeme geldi. Makarios ve Grivas’ın birlikte kurdukları ve 10 Ocak 1955’te Larnaka’da EOKA adını verdikleri örgüt kısa sürede silahlandırıldı. EOKA’nın birincil amacı ENOSİS’in oluşmasında en büyük engel teşkil eden İngilizleri Ada’dan çıkarmak daha sonra ise bir Türk kalmayacak şekilde etnik temizlik yapmaktır. Ada’da Türklere yönelik saldırılar artmaya başlayınca Türkiye, 23 Ağustos 1955’te İngiltere’ye nota verdi. Eğer Ada’daki faaliyetler durmazsa müdahale ederiz demiştir. Saldırılar zaman zaman dursa bile devam etmiştir. Kıbrıs’ta Türklere yapılan bu zulme daha fazla tahammül edemeyen Ankara, iş bankası müfettişi olarak Ada’ya Ali Conan adında birini göndermiştir. Aslında bu kişinin gerçek ismi Rıza Vuruşkan’dır. Kendisi emekli askerdir. Kıbrıs’ta TMT’yi 14 Kasım 1957 yılında örgütleyerek kurmuştur. Bu örgüt, Rumlara karşı büyük bir mücadele vermiştir. Yoğun diplomatik çabalardan ve Ada’daki çatışmalarda İngiliz, Rum ve Türklerden yüzlerce kişi öldükten sonra, 1959’da önce Zürih’te ve sonra da Londra’da yapılan müzakereleri takiben imzalanan anlaşmalarla, Kıbrıs’a bağımsızlık verilmesi ve her topluma bazı haklar veren bir Anayasa kabul edildi. Ayrıca, 16 Ağustos 1960’da İngiltere- Türkiye-Yunanistan arasında Kıbrıs konusunda bir Garanti Antlaşması imzalandı ve o gün Kıbrıs’ta Cumhuriyet ilan edildi. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na göre ENOSİS yasaklanıyor. Rum Cumhurbaşkanı’nın yanı sıra veto hakkına sahip bir Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı oluyor. Hükümette üç Türk Bakan yer alıyor. %40 Türklerden ve %60 Rumlardan oluşan bir ordu ve polis Kuvveti kuruluyor, Rum ve Türklerden oluşan bir parlamento ile ayrı iki Cemaat Meclisi kuruluyor, bir de Anayasa Mahkemesi öngörülüyor. Tüm bu maddeler ile Ada’da kalıcı bir barış sağlanmak istenmektedir.
Kıbrıs devleti kurulduğunda beklentiler tarafların barış içerisinde yaşamalarıdıydı ancak Rum tarafı için ENOSİS hiç unutulmamış olacaktır ki Kıbrıs Devleti’nin Cumhurbaşkanı olan Makarios ilerleyen yıllarda Anayasa değişikliği yapmak istemiştir. Bunun sebebi ise Türklerin elinde var olan veto yetkisini kaldırarak istedikleri gibi hareket etmektir. Kıbrıs’ta Rumlara göre daha az nüfusa sahip olan Türklerin elindeki bu denli güçlü bir koz Rum tarafını rahatsız etmiştir. İki tarafta birbirlerine karşı veto hakkını kullanmış ve bir türlü ilerleme sağlanamamıştır. Türk tarafı bu tasarıyı protesto etmek için katılmamışlardır. Rumlar, kısa sürede Türklere yönelik katliamlar yapmaya ve sindirme hareketlerine başlamıştır. Türk uçakları 25 Aralık 1963’de Lefkoşa semalarında uçuş yaparak her an müdahil olabileceğinin mesajını vermiştir. Türkiye’nin olası bir Kıbrıs harekâtı için yaptığı hazırlıklardan dönemin ABD başkanı haberdar olacak ki dönemin Başbakan’ı İsmet İnönü’ye mektup göndermiştir. Bu mektup tarihte Johnson Mektubu olarak geçmektedir. Mektubun içeriğinde ise; Türkiye’nin Kıbrıs Harekâtına kalkıştığı takdirde kullanacağı silahların Amerikan silahları ile yapamayacağını ve olası bir Sovyet saldırısında NATO’nun 5. Maddesinin işlemeyeceğini belirtmiştir. Türkiye, Amerika’nın bu tutumu ile bundan sonra körü körüne inanmaktan ve güvenmekten vazgeçmeye geçte olsa başlamıştır. Uzun yıllar sonra Türkiye Devleti alternatif politikalar üretmeye başlamıştır. Amerika’dan gelen mektubun hemen ardından Sovyet Rusya ile yakınlaşma başlamıştır. Dönemin Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin, 30 Ekim 1964’de Moskova’ya ziyarette bulunmuştur. Dönemin Sovyet Dışişleri Bakanı Kıbrıs konusunda “federal bir yönetim de olabilir” açıklaması üzerine Türkiye ile bir yakınlaşma olmuştur. Gelişen bu olaylardan sonra 1967 yılında Yunanistan’da askeri darbe gerçekleşmiştir. Sovyetler yeni gelen cunta yönetimine sıcak bakmamıştır. Çünkü darbe yapan subaylar Batı yanlısı ve CIA eğitimliydi. Cunta yönetimi, Yunanistan’ın ENOSİS hayalini gerçekleştirme konusunda Makarios’un yetersiz olduğunu ve bundan dolayı ortadan kaldırılması gerektiğini düşünmüştür. Makarios, 1960’lı yılların ortalarından bu yana ENOSİS hayalinin imkânsız olduğunu anlaması ve Türkiye’nin olası müdahalesini de göz önünde bulundurarak daha çok bağlantısızlık anlayışını benimsemiştir.
1974 Barış Harekâtına Giden Süreç ve KKTC’nin Kurulması
Makarios’un, ENOSİS’e karşı istemsiz ve umutsuz tavrı Yunanistan’da başa gelen cunta yönetiminin hoşuna gitmemiş ve alternatif politika üretmeye başlamışlardır. Düşündükleri politika elbette ENOSİS’den başka bir şey olamazdı. 28 Şubat 1971’de ‘Grivas’ gizlice Ada’ya geldi ve EOKA-B’nin başına geçti. Grivas’ın hedefi artık ENOSİS’e engel teşkil eden Makarios’un ortadan kaldırılması için girişimlerde bulunmaktı. Her ne kadar öldürme girişimlerinde bulunulmuş olsa da başarılı olunamadı. Yunanistan’daki albaylar cuntasının ülkedeki muhalifleri ve farklı sesleri tek bir hedefe odaklamak için 15 Temmuz 1974’de Ada’da darbe gerçekleştirmiş ve Makarios, İngiliz üssüne kaçmış ardından buradan da Malta’ya götürülmüştür. Yunan Albaylar cuntası Kıbrıs Adasında Makarios’un yerine EOKA’cı olan N.Sampson’u Cumhurbaşkanı ilan etti. Yunanistan’ın adım adım ENOSİS hedefine ulaşma çabası Türkiye’yi harekete geçirmiş ve 1960 Londra ve Zürih antlaşmasında elde edilen garantör hakkını kullanarak Ada’ya tek başına müdahale etme düşüncesini benimsemiştir. Başbakan Bülent Ecevit’in Londra’ya gidip garantör devletlere ortak operasyon teklifinde bulunmuştur ancak sıcak yaklaşan olmadı. Türkiye diplomatik hamlelerin sonuna geldikten sonra 20 Temmuz 1974’de ‘Ayşe Tatile Çıksın’ parolası ile Türkiye Ada’ya asker çıkarmış ve Ada’nın yaklaşık %36’sı eline geçmiştir. Bu müdahaleden üç gün sonra Yunanistan’daki askeri cunta düşmüştür. Malta’ya giden Makarios İngiltere tarafından tekrar Kıbrıs’ın başına geri döndürülmüştür. Türkiye’nin başarılı Kıbrıs operasyonu sonrası ABD’de etkin olarak bulunan Yunan Lobisi Senato üzerinden baskı yaparak Türkiye’ye silah ambargosu kararını aldırtmıştır.
Kıbrıs’ta yaşanan Rum zulmü Türkiye’nin müdahalesi ile son bulmuştur. ABD’nin, Türkiye’ye uyguladığı ambargo ve ardından Türkiye’ye uluslararası platformlarda yapılan baskılar ilk etapta zor durumda bırakmıştır. Ada’da taksimi benimseyen Türkiye, Rauf Raif Denktaş liderliğinde 13 Şubat 1975’de Kıbrıs Federe Türk Devleti’ni kurmuştur. Daha sonra ise Rumların uzlaşma yerine sık sık BM’ye başvurarak Türkler aleyhinde kararlar alınmasını sağlamaya çalışması, Adayı tekrar tümüyle Rum egemenliği altına sokma ve bu esnada aşırı silahlanma yollarına başvurmaları Türk tarafının 15 Kasım 1983’de ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Rum tarafı ise bu durumu kabul etmemişlerdir çünkü onlar 1960 yılında var olan Kıbrıs Devleti’nin halen devam ettiğini ileri sürmektedirler. Rumlar, Ada’nın Kuzey’inde var olan yapılanmayı ve Türk Birliklerini işgalci olarak görmekte ve göstermektedirler. Ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletini tanıyan tek ülke Türkiye olduğu başka bir gerçektir.
Kıbrıs’taki Çözüm Önerileri ve Çifte Standart
BM Kıbrıs özel temsilcisi 2002 yılında Kofi Annan olarak belirlendi. Kıbrıs’ta tarafların barış içinde olmaları ve sorunun çözümü için büyük girişimlerde bulunan Kofi Annan, 2004 yılında Annan Planı olarak anılan bir çözüm önerisi sunmuştur. Çözüm önerilerini kabaca bakacak olursak;
• Adada mevcut olan İngiliz üsleri devam edecek
• En az 160 bin kişi Güneyden Kuzeye geçecek
• Türk ve Yunan askerleri Adadan çekilecek
• 20 ayda bir başkan ve yardımcısının sırayla bir Rum bir Türk olmak üzere değişecek
• İki federe yapılı bir federasyon oluşturulacak
• Federe devletlerin kendilerine ait anayasası ve yönetimi olacak
• Polis teşkilatı ve Orduda yüzde altmış ve kırklık yapı oluşturulacak.
• Yeni oluşturulacak Kıbrıs AB’ye katılacak.
Nisan 2004’de KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk tarafından % 64,91 oranında kabul gördüğü halde Rum oylarının % 75,38’i ret şeklinde olduğundan hayata geçirilememiştir. Bu plan kabul edilseydi AB ve BM tarafından büyük bir başarı olacaktı. İki tarafın liderleri bu oylamaya sıcak bakmamış ve halklarının ret kararı vermeleri istemiştir. Türk tarafı, Rauf Denktaş’ın istememesine rağmen büyük bir çoğunlukla kabul gördü. Denktaş’ın bu planı istememesinin en büyük sebebi Adadaki Türk askerlerinin çekileceği maddesidir. Bilinmektedir ki Adada Türk askeri çekilirse ENOSİS yeniden yeşerecek ve kan dökülmeye devam edecektir. Bu plan Türk halkı tarafından büyük çoğunlukla kabul edildikten sonra Rauf Denktaş istifa etti. Yerine Cumhuriyetçi Türk Partisinden Mehmet Ali Talat seçilmiştir.
Rum tarafının oylamaya ret oyu vermesine rağmen 2004 yılında AB’ye kabul edilmiştir. Annan Planında geçen madde tarafların kabul etmesi sonucunda oluşacak yeni devletin AB’ye katılmış olmasıydı ancak Batı bu konuda çifte standart yaparak Türkiye’yi Kıbrıs konusunda çaresiz bırakmak için usulsüz bir şekilde Rum kesiminin üyeliğini kabul etmiştir. Bilinmektedir ki bir devletin AB’ye üye olması için üye devletlerinin onaylaması gerekir. Hâlbuki Türkiye, Rum tarafını tanımamakta ancak AB’ye üyelik için müzakereler yürütmektedir. Türkiye’nin önüne çıkarılacak ilk maddelerden biri Kıbrıs’ı tanımaktır. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları, Süveyş kanalının kontrolü, büyük devletlere olan yakınlık ve Adaya yönelik tarihi bağları göz önünde bulundurulacak olunursa Türkiye için Kıbrıs tarihi bir fırsattır.

Mustafa Akıncı’nın Seçilmesi ile Başlayan Çözüm Süreci ve Enerji Kaynaklarının Kullanımı Sorunu
2015 Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci turda seçilmesi ile birlikte Kıbrıs sorununu çözmek üzere çalışmalara da hız veren Mustafa Akıncı 11 ve 15 Mayıs 2015’te Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastaiades ile görüşmelere başlamıştır. Kıbrıs halkının artık çözüm istediği ve uzun yıllar yaşanan çözümsüzlüğe karşı artık tahammül edemediği ortadadır. Mustafa Akıncı, 1975 yılında oluşturulan Kurucu Meclis’e seçilerek görev yapmıştır. Lefkoşa Türk Belediyesi’nin ilk seçilmiş başkanı olup, 14 yıl boyunca kesintisiz bu görevi yürütmüştür. Kıbrıs Türk Belediyeler Birliği’nin kuruluşunda etkin rol üstlenerek birliğin ilk başkanlığını yapmıştır.
Mustafa Akıncı’nın zeytin dalı uzatması, sıcak ilişkilerin tekrar kurulmasını sağladı. Daha önceki UBP’den olan eski Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun müzakerelerde taviz vermeye kapalı anlayışını yeni Cumhurbaşkanı Akıncı ise bu konuda yumuşak davranmayı tercih etmiştir. Rum tarafının daha önce 1960’da kurulmuş olan Kıbrıs Devleti’ni çeşitli bahaneler üreterek ve ENOSİS’i gerçekleştirmek için yaptıkları girişimler hala unutulmuş değildir. Akıncı’nın, seçildikten sonra ara vermeden müzakerelere başlaması ve birleşik devlet oluşturmaları için yapılan görüşmelerin amacı sonuca ulaşılmak istenmesidir. Rum lider Nikos Anastasiadis’ın Annan Planının oylamasında evet diyerek uzlaşmacı tavır sergilemiş olsada Rum tarafı genel olarak uzlaşmaktan yana değildir. Örneğin, 23-24 Mayıs 2016’da İstanbul’da düzenlenen Dünya İnsani Zirvesi’nin ilk akşamı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın düzenlediği yemeğe Rum lider Nikos Anastasiadis ve KKTC lideri Mustafa Akıncı davetliydi. Akıncı’nın davetli olduğunu öğrenen Anastasiadis, liderlerin katıldığı bir yemeğe tanımadıkları bir ülkenin liderinin davet edilmesini kabul etmeyeceğini söyleyerek yemeğe gitmedi. [1] KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, daha sonra yaptığı açıklamalarda Rum liderinin davranışını çözüme zarar vereceği konusunda uyarıda bulundu. Akıncı’nın istediği Birleşik Federe Devlet’in; özgürlük, eşitlik ve güvenlik temeli üzerinde kurulmasını istemektedir. İki bölgeli, iki toplumlu federal birleşik cumhuriyet istenilmektedir. Ancak geçmişteki acı hatıralar Kıbrıslı Türklerin Türkiye’nin garantörlüğünü istemeleri ve aynı zamanda Rum tarafı için de Türkiye’nin varlığının büyük tehdit oluşması işleri sarpa sarmaya devam etmektedir.
Kıbrıs’ın zengin doğalgaz rezervleri Adanın önemini arttırmıştır. 2013 yılı Şubat Ayında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı seçilen Nikos Anastasiadis, daha ayağının tozuyla BM Genel Sekreteri Banki Moon’a “Türkiye doğalgaza karışmasın, kapalı Maraş’ı bize iade etsin, o zaman AB’deki vetomuzu kaldırmayı düşünürüz” şeklinde bir çıkış yapmıştı.[2] Rum liderin gelir gelmez bu tarz açıklamalarda bulunması Adada oluşabilecek olası çözüm yolunu tıkamış ve aynı zamanda Türkiye’ye meydan okumuştur. 2000’li yılların başlarında, Doğu Akdeniz’deki yeraltı zenginliğinin farkına varan GKRY, diğer kıyıdaş ülkeler olan İsrail, Lübnan, Mısır ve Suriye ile hidrokarbon yataklarının olduğu bölgeleri paylaşmak üzere harekete geçti. Bu kapsamda Rumlar, ilk olarak 17 Şubat 2003’te Mısır’la, ardından 17 Ocak 2007’de Lübnan ile ve son olarak da 17 Aralık 2010’da İsrail’le Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Sınırlandırma Anlaşmaları imzaladı. Ayrıca Rum Yönetimi, 2 Nisan 2004’te “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına 21 Mart 2003’ten geçerli olmak üzere MEB ilanında bulundu. Türkiye’nin tüm haklı uyarılarına rağmen dinlemeyen Rum tarafına mukabil 21 Eylül 2011 tarihinde, New York’da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Türkiye ile KKTC arasında Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşmasına (KSSA) imza atmışlardır. [3] Söz konusu Anlaşma, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ve KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye, gecikmeksizin Koca Piri Reis’i Doğu Akdeniz’e sevk ederek, Doğu Akdeniz’de tek taraflı petrol/doğalgaz arama/araştırma çalışmaları başlatmıştır. Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerin onayını almadan, Ada’nın doğal zenginliklerinden tek yanlı olarak istifade etmesi, 1960 Anlaşmaları gereğince mümkün değildir. Garanti Anlaşması halen yürürlüktedir ve bu Anlaşmanın 2. Maddesine göre, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın temel maddeleriyle oluşturulan düzeni korumayı garanti etmişlerdir. Zira Kıbrıs Türk Halkı da Rumlarla eşit olarak Ada üzerinde egemenlik haklarına sahiptir. Nitekim Eski Rum Dışişleri Bakanı Rolandis de şu sözleriyle bunu açıkça itiraf etmektedir: “ …Size, Kıbrıslı Türklerin de petrollerde hak sahibi olduğunu teslim eden Kıbrıs Rum partileri olduğunu hatırlatayım. Ve bunun doğru olduğuna inanıyorum… Yani, petrolü bizim çıkarmamız ve Kıbrıslı Türklerin hiçbir şey almamaları adalet mi? Biz kendi büyütecimizden bakarak, adalet olduğunu zannediyoruz. Gerçekler böyle değil. Çoğu bize hak vermiyor, bunu bilmeliyiz. Biraz siyasi zekâmız olsaydı, uluslararası alanda daha iyi çalışsaydık ve doğruyu söyleseydik olgular şimdi daha iyi gelişecekti.” [4]Yapılan bu açıklama ile birlikte anlaşılmaktadır ki Adada yapılan tek taraflı girişimlerin hepsi tamamıyla hukuka aykırıdır.
SONUÇ
Akdeniz’in üçüncü büyük adası, stratejik konumu, DEAŞ’a karşı yapılan operasyonlarda kullanılan uçakların bulunduğu yer, zengin doğalgaz rezervlerinin bulunması ve daha fazlası tüm bunlar Kıbrıs Adasının önemini anlamamız için fazlasıyla yeterlidir. 1571 yılında Yavuz Sultan Selim’in komutasındaki Osmanlı Devlet’i Kıbrıs’ı fethetmiştir. Uzun yıllar bu Adayı elinde bulunduran Osmanlı Devleti aynı zamanda Anadolu topraklarının da güvenliğini sağlamış oldu. 1877’de dönemin Çarlık Rusya’sı ile yaşanan Harpte (93 Harbi) Osmanlı Devleti yenilmiştir. Rusların daha fazla ilerlememesi ve her an tekrar saldırması ihtimali Britanya ile Osmanlı arasında bir anlaşmaya sebep olmuştur. Anlaşmada ise Rusların saldırısında İngiltere, Osmanlı Devletine yardım edecek Osmanlı ise Kıbrıs Adasını geçici olarak Britanya’ya üs olarak vermiştir.
İngilizlerin Kıbrıs Adasını ilhak etmesi 1914 Birinci Cihan Harbinde olmuştur. Osmanlı ile savaş durumunda olunca Ada’ya el koymuştur. İngilizler, yüzyıllık Osmanlı etkisini kırmak için çalışmalara başlamıştır. Bölgedeki Rumlara yönelik destekleyici politikalar Kıbrıs Adasındaki huzursuzluğun temelini oluşturmuştur. Çok fazla geçmeden bölgedeki ilk isyanın 1931 yılında koloni yönetimine karşı çıkması daha sonra Yunanistan’ın 1954-58 yıllarında Kıbrıs’ı kendine istediğini BM’ye ve İngiltere’ye belirtmesi Doğu Akdeniz’de suların kaynadığını göstermektedir. İkinci Dünya Harbi sonrası manda yönetimlerinin birer birer bağımsızlığına kavuşması gözleri tekrar Kıbrıs’a döndürmüştür. Adada yaşanan kanlı saldırılarda sonra Birleşik Kıbrıs Devleti kuruldu. Garantörlüğü ise İngiltere –Türkiye-Yunanistan olmuştur. Daha sonra adadaki yönetimi değiştirmek isteyen Makarios anayasa değişikliğine gitti ve Türklerin elindeki en büyük avantaj olan veto yetkisini kaldırttı. Bu plana Akritas Planı denilmektedir. Daha sonra adada Türklere yönelik saldırılar Türkiye’nin sabrını zorlamış ve ilk etapta Lefkoşa semalarında uçak uçurmuştur. Daha sonra bu saldırıların peşi kesilmeyince Türkiye 20 Temmuz 1974’te Ayşe Tatile Çıksın parolası ile Adaya müdahale etmiştir. 13 Şubat 1975’de Kıbrıs Federe Türk Devleti kuruldu. Rum tarafının sık sık şikâyetleri, Adayı tekrar Rum egemenliğine sokma çalışmaları ve silahlandırma girişimleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 15 Kasım 1983’te kurulmasını sağlamıştır.
Mustafa Akıncı, 2015 Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci turda seçilmesi ile birlikte Kıbrıs sorununu çözmek üzere yoğun çalışmalara başlamıştır. İlk etapta Rum lider ile görüşmeleri, beraber esnaf gezintileri, kahve içmeleri bunlar elbette çözüm için güzel aşamalar ancak taraflar ne kadar istekli veya ne derece taviz vermeye yatkın? 2013 yılı Şubat Ayında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı seçilen Nikos Anastasiadis’ın, daha ayağının tozuyla BM Genel Sekreteri Banki Moon’a “Türkiye doğalgaza karışmasın, kapalı Maraş’ı bize iade etsin, o zaman AB’deki vetomuzu kaldırmayı düşünürüz” şeklinde bir çıkış yapmıştı. Türkiye’nin doğalgaza karışmasının sebebi gelirlerinden Adadaki herkese eşit paylaşılması. Görünen o ki Rum tarafı bu duruma pek yatkın değil. Türkiye, 1878 yılında elinden çıkan Kıbrıs Adasına 1960’da elde ettiği garantörlük hakkı ve 1974’te bu hakkı kullanarak Adadaki zulme son vermek için yapılan harekât ile artık Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin de söz sahibi olduğunu göstermiştir. Bundan sonraki aşama Türkiye’nin artık dirayet göstermesidir, yani AB’ye üyelik için Türkiye’den tanımadığı devletin oyuna muhtaç eden Avrupa ülkelerinin bu tarz oyunlarına alet olmamak zorundadır. Kıbrıs’ın Türkiye için önemi çok büyüktür, çünkü Doğu Akdeniz, doğalgaz kaynakları bakımından çok zengindir.
Zira ABD Jeoloji Araştırmalar Merkezi başta olmak üzere birçok ülke ve kuruluşun yaptığı çalışmalar göstermektedir ki Doğu Akdeniz’de toplam değeri 1,5 trilyon doları bulan 30 milyar varil petrole eşdeğer hidrokarbon yatakları bulunmaktadır. 2010 yılı verileri esas alındığında, bölgedeki hidrokarbon rezervinin Türkiye’nin 572 yıllık, Avrupa’nın ise 30 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede olduğu söylenmektedir. Pastanın büyüklüğü, başta Rumlar olmak üzere AB ve ABD’nin iştahını kabartmaktadır. Bölgedeki doğalgazın Avrupa’ya pazarlanması için tarafların masaya oturması şarttır. GKRY’nin daha önce giriştiği tek taraflı girişimlerinin hukuki geçerliliği yoktur daha fazla ileriye gitmesi ve Türkiye’yi tahrik etmesi Doğu Akdeniz’de her an yaşanabilecek sıcak çatışmanın habercisidir.
Mesele Kıbrıs’ın çözüme kavuşturulması değil asıl meselenin doğalgaz olduğu bilinmelidir. Türkiye bu oynanan oyuna insancıl yaklaşma lüksüne sahip değildir, Kıbrıs’ta yürütülen müzakereler ve federe yapıya sahip birleşik Kıbrıs modelinin arkasındaki amaç doğalgazın çıkarılması ve pazarlanmasıdır. Olası bir Birleşik Kıbrıs Devleti’nin; AB’ye katılması, Türkiye’nin Garantörlük dışı bırakılması, Adadaki Türk askerinin çekilmesi ile oluşturulacak yeni devletin adım adım neo ENOSİS’in üzerine inşa edilmek istendiği alenen bellidir.

Selçuk Özçelik

****************************************************************************

DİPNOT
1 Hüseyin Macit Yusuf, “İnsani Zirve’de Rum ırkçılığı”, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/insani-zirvede-rum-irkciligi-38282yy.htm
2 “Doğalgaza karışma Maraş’ı hemen ver”, http://www.timeturk.com/tr/2013/05/10/dogalgaza-karisma-maras-i-hemen-ver.html
3 “Kıbrıs’ta Doğalgaz Senaryoları”,http://turkocaklari.org.tr/sayfa/1177/kibris-ta-dogalgaz-senaryolari.html
4 “ROLANDİS ANASTASİADES SAMİMİ DEĞİL”,http://gold.ajanspress.com.tr/linkpress/_jlorL1tPYrXBz3-XFjXDQ2/?v=2&s=1557&b=231479&isH=1
KAYNAKÇA
1 Çeçen, Anıl. Kıbrıs Çıkmazı, Ankara: Fark Yayınları, 2008
2 Tamçelik, Soyalp. Kıbrıs’ta Güvenlik Stratejisi ve Kriz Yönetimi, İstanbul: ODTÜ Yayınları, 2009
3 Özersoy, Kudret. Kıbrıs Sorunu, Ankara: ASAM Yayınları, 2002
4 Gedikli, Yusuf. Kıbrıs’ta En Uygun Çözüm Nedir? , İstanbul: Bilgeoğuz Yayınları, 2010
5Ulusoy, Kıvanç. Doğu Akdeniz’de Güç Mücadelesi ve Kıbrıs Sorunu, Ankara: USAK Yayınları, 2015
6“Rum Kesimi’nin üyeliği AB’ye ters”,http://aa.com.tr/tr/politika/rum-kesiminin-uyeligi-abye-ters/277318
7 “Kıbrıs Rum Kesimi AB Dönem Başkanı olursa; T.C. nasıl üye olur?”,http://blog.milliyet.com.tr/kibris-rum-kesimi-ab-donem-baskani-olursa–tc-nasil-uye-olur-/Blog/?BlogNo=393432
8 “Yıldırım, Akıncı ile görüştü”,http://www.aljazeera.com.tr/haber/yildirim-akinci-ile-gorustu
9 “Akıncı ve Anastasiadis baş başa görüştü”,http://www.marasgundem.com/akinci-ve-anastasiadis-bas-basa-gorustu-1365477h.htm
10 “Akıncı: Görüşmeden kaçmanın yolu yok”,http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/akinci-gorusmeden-kacmanin-yolu-yok
11 “Erdoğan’ın daveti Rumları kızdırdı!”,http://www.ntv.com.tr/dunya/erdoganin-daveti-rumlari-kizdirdi,V7HsdDUYoEK9mP0s3bt3Rw
12 “Kıbrıs’ın görünmez aktörü: Birleşik Krallık”,http://www.aljazeera.com.tr/gorus/kibrisin-gorunmez-aktoru-birlesik-krallik
13 “AB – Türkiye ilişkilerinin anahtarı enerjide”,http://www.aljazeera.com.tr/gorus/ab-turkiye-iliskilerinin-anahtari-enerjide
14 “Anastasiadis ve Akıncı’dan Kıbrıs sorununa ‘iyimser’ mesajlar”, http://www.aljazeera.com.tr/haber/anastasiadis-ve-akincidan-kibris-sorununa-iyimser-mesajlar

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.