Vizyon

İran siyasətinin ən güclü şəxslərindən biri önə çıxır

Bugün 16 Ağustos 2017

İran Devrim Muhafızlarının Tümgeneralı, Türkiye’de ne aramaktadır?

BEKLETİLEN AFRİN OPERASYONU

Misak-ı Milli ruhu canlanıyor mu?

Gündem 26 Ekim 2016
415

Son günlerde sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan nedense sık sık Misak-ı Milli’den sözetmekte ve Misak-ı Milli’nin yeniden okunmasını salık vermektedir. İnsan sormadan edemiyor: Neden Misak-ı Milli’yi yeniden okumalıyız? Yine bu okumayı şimdi niçin yapmalıyız? Yoksa, bunun Musul harekatıyla bir ilgisi var mıdır? Musul için Misak-ı Milli ruhu geri mi çağrılmaktadır? Öyleyse, bu Misak-ı Milli nedir, içeriğinde neler vardır? O gün için ne anlam ifade etmekte ve şimdi ne anlama gelmektedir?

Misak-ı Milli’nin pek fazla üzerinde durulmayan bir özelliği ise sınır kriteri konulurken aynı zamanda bu sınırlar içinde yaşayacak insan unsurunun niteliklerine yapılan vurgudur.

Gerçekte Misak-ı Milli’nin kendisi yeterince bilinmemekte ve bilenler de ya yanlış ya da eksik bilmektedirler. Nitekim, bu yanlışların başında, Misak-ı Milli’nin sadece, “Milli sınırlar” olarak bilinmesi gelmektedir. Oysa Misak-ı Milli’nin kelime anlamı “Milli Yemin”dir. Misak-ı Milli, Osmanlı Devleti’nin geleceğinin görüşüldüğü bir süreçte, 1920’lerin başında, son Osmanlı Mebusan Meclisi’nce 28 Ocak’da kabul ve 17 Şubat’ta ilan edilen bir beyannamenin adıdır. Bir meclis kararı olan bu beyanname altı maddeden ibaret olup sınırlar, İstanbul ve Boğazların statüsü, azınlıklar, kapitülasyonlar ile Osmanlı borçları hakkında hükümler içermektedir. Bu beyannameyi kabul ve ilan edenlere bakılırsa, sözkonusu beyanname, Osmanlı Devleti’nin siyasi varlığının akıbetini görüşen İtilaf Devletlerine (İngiltere, Fransa ve İtalya) karşı “Osmanlı’nın/Türkiye’nin barış şartları” niteliğindedir. Çünkü sözkonusu beyannamenin başlangıç kısmında Mebusan Meclisi üyeleri, “devletin istiklali, milletin istikbali, haklı ve kalıcı bir barışa ulaşabilmek için yapılabilecek fedakarlığın en üst sınırı” olarak beyanname maddelerini göstermişler ve bunun dışındaki dayatmaların devlet ve millet için “ölüm” olacağını açıkça dile getirmişlerdir. Adeta, son Osmanlı Mebusan Meclisi, barış için “Türkiye’nin kırmızı çizgileri”ni ilan etmiştir. Nutuk’da yazdığına göre, Atatürk için Misak-ı Milli, “Milli Mücadelenin hedef programı” olmakla beraber 1922’de verdiği bir röportajında “barış esasları” olarak kabul etmektedir. En önemlisi, her iki anlam da 23 Nisan 1920’de açılan I. TBMM için geçerli olmuştur.

Öyleyse, nedir Misak-ı Milli? Yukarıda belirttiğimiz gibi Misak-ı Milli’nin ilk üç maddesi sınırlarla ilgilidir. Ancak, üzerinde daha fazla konuşulan maddesi ise birinci maddedir. Bu maddenin ilk kısmı Arapların selfdeterminasyon hakkını savunmaktadır. Maddenin ikinci kısmı bir kriter niteliğinde olup “Mondros mütarekesi hattının içinde ve dışında, ırken, dinen emelen/örfen birbirlerine saygılı Osmanlı-İslam çoğunluğunun yaşadıkları topraklar ayrılmaz bir bütündür” denilmektedir. Bu maddeden kasdedilen Osmanlı-İslam çoğunluğu ise, Araplar ayrıldığına göre, çoğunluk anlamında Türkler ve Kürtler’dir. Ne yazık ki ilgili maddede geçen “Mondros mütareke hattının içinde ve dışında” ibaresinden “dışında” kelimesi çıkarılmış; Osmanlı-İslam çoğunluğu yerine de “Türk” kelimesi konulmuştur. Bütün bu değişiklikler-bunu tahrifat olarak okuyabiliriz- Cumhuriyetin ilk yıllarında yazılan resmi tarih kitaplarında yapılmıştır. Bunun sebebi, Türkiye’nin yayılmacı siyaset güttüğü izleniminin o yıllarda verilmek istenmemesi ve de o devirlerde, Osmanlı-İslam kelimelerine karşı olumsuz tavırlar içinde olunmasıdır.

HALK OYLAMASI SAVUNULDU
Ayrıca belirtelim ki, Misak-ı Milli’nin ikinci maddesi, Kars, Ardahan ve Batum’dan oluşan Elviye-i Selase bölgesiyle ilgili olup bu bölgede bir halk oylaması yapılması savunulmuştur. Aynı talep Batı Trakya için beyannamenin üçüncü maddesinde tekrarlanmıştır. Bunda amaç, adı geçen bölgelerin halk oylamalarıyla anavatana katılmalarının sağlanmasıdır.

Her ne kadar Misak-ı Milli, sadece sınırlardan ibaret değilse de “yeni vatan tesisi”nde hayatî öneminden dolayı bugüne kadar diğer maddelerin önüne geçmiş ve adeta, Misak-ı Milli ile özdeşleşmiştir. Kabul edilmelidir ki, Misak-ı Milli’nin birinci maddesi kriter özelliği taşımaktadır. Araplar için selfdeterminasyon istenirken Araplar dışında kalan topluluklar Osmanlı-İslam çoğunluğu olarak tanımlanmıştır. Fakat, bu “Osmanlı-İslam çoğunluğu”nun yaşayacakları topraklar açıkça gösterilmemiş ve muhtelif sınır tesbitleri de bu yüzden yapılmıştır. Hatta Atatürk’ün Aralık 1919’da yaptığı “İskenderun körfezi güneyinden Antakya’dan Halep ile Katma İstasyonu arasında Cerablus güneyinde Fırat nehrine ulaşır, oradan Deyr-i zor’a iner. Daha sonra doğuya doğru genişleyerek Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi içine alır” şeklindeki sınır tanımı da eksiktir. Çünkü Halep bu sınırın içinde gösterilmemiştir.

OSMANLI’NIN RESMİ BELGESİ
Bütün bu eksiklikleri gidermek ve kastedileni tesbit etmek için bir başka Osmanlı belgesine başvurmak gerekmektedir. Bu belge, Osmanlı Devleti’nin Paris Barış Konferansı’na sunmuş olduğu 23 Haziran 1919 tarihli muhtıradır. Sözkonusu muhtıra, Misak-ı Millî’den 8-9 ay önce Paris Barış Konferansı’na sunulmuş Osmanlı Devleti’nin resmi belgesidir. Aynı zamanda, tıpkı Misak-ı Milli gibi, I.Dünya Savaşı sonrası yeni uluslararası düzen kurma sürecinde ortaya konan Türkiye’nin barış şartlarıdır. Daha da önemlisi, Misak-ı Milli’deki sınır belirsizliklerini “açık tespitleri” ile ortadan kaldırmaktadır. Bundan dolayı 23 Haziran muhtırası, Misak-ı Milli beyannamesiyle hem amaç, hem içinde bulunulan şartlar ve hem de içerik bakımlarından büyük benzerlik göstermektedir.

Misak-ı Milli’nin birinci maddesinde Araplar için selfdeterminasyon istenirken Araplar dışında kalan topluluklar Osmanlı-İslam çoğunluğu olarak tanımlanmıştır.

Bundan öte 23 Haziran muhtırasının en önemli özelliği, “yeni Türk vatanının sınırları”nı açıkça belirlemiş olmasıdır. Ayrıca, Misak-ı Milli’de, kriter olarak konmaktan kaynaklanan sınır belirsizliğini de ortadan kaldırmıştır. Buna göre, yeni Türk vatanının sınırları “Batı’da Gümülcine livası dahil Balkan savaşından önceki Türk-Bulgar sınırı, kuzeyde Karadeniz, doğuda Elviye-i Selase dahil olmak üzere Batum’un kuzeyindeki Poti, Ermenistan için küçük sınır düzenlemesi ve İran sınırı, güneyde ise Kerkük livasından başlayarak Musul Resülayn ve Halep’den geçerek Lazkiye’nin kuzeyinde bulunan İbn-i Hani burnu’ndan Akdeniz’e ulaşan bir sınır olacaktı. Dikkat edilirse bu sınır, Osmanlı Devleti’nin Halep ve Musul vilayetlerinin güneyine kadar uzanmaktadır.Muhtırada bu güney sınırı, “Türk-Arap milli sınırı” olarak tanımlanmıştır.

Misak-ı Milli’nin pek fazla üzerinde durulmayan bir özelliği ise sınır kriteri konulurken aynı zamanda bu sınırlar içinde yaşayacak insan unsurunun niteliklerine yapılan vurgudur. Gerçekte “Osmanlı-İslam kavramı vatan-din birlikteliğine/ortaklığına vurgu yapmaktadır. Bir başka deyişle, Osmanlı, yaşanılan/yaşanılacak olan vatanı, İslam ise o vatanda yaşayacak insanların dinini işaret etmektedir. Kanaatimizce, Misak-ı Milli’de vücud bulan bu kavramların (vatan ve din) birleştirici/ortak karakteri, Milli Mücadele hareketini zafere götüren en önemli etkendir. İşte Misak-ı Milli ruhu dediğimiz şey budur.

TAM BİR TEYİD METNİ
Burada, Sayın Cumhurbaşkanının “Misak-ı Milli’yi yeniden okuyunuz” önerisi anlam kazanmaktadır. Evet, Misak-ı Milli’den sık sık söz edilmesi, Fırat Kalkanı ve muhtemel Musul harekatıyla büyük oranda ilgilidir. Bunda birinci amaç, Misak-ı Milli’de yer almasına rağmen Lozan’da halledilemeyen ve adeta “ötelenen”/ve sonra kaybedilen bir Osmanlı/Türk toprağı olan Musul vilayetinin hatırlanmasıdır. Sanırım, ikinci ve en önemli amaç, sayın Cumhurbaşkanının 15 Temmuz sonrası iç ve dış siyasi gelişmeleri “Türkiye’nin beka sorunu” şeklinde algılayarak bu sorunun 97 yıl önce yaşanana benzer bir beka sorununa cevap niteliğinde hazırlanmış Misak-ı Milli beyannamesi üzerinden anlaşılmasını sağlamaktır. Çünkü Misak-ı Milli’de hem birleştiricilik hem de kriter olarak da olsa Musul vilayetinin Türkiye sınırları içinde düşünülmüş olması gerçeği bulunmaktadır. Bu bağlamda Misak-ı Milli tam bir teyid metnidir. Bundan dolayı olsa gerek, Sayın Cumhurbaşkanı sözkonusu metne ilgi duymaktadır.

Dedik ya Misak-ı Milli ruhu canlanıyor! PROF. DR. MUSTAFA BUDAK

Yorumlar