Vizyon

İran açısından Suudi Arabistan’ın yeni veliahtı

Alman Gizli Servisi BND Cermen İslam’ını piyasaya sürdü!

Rusya Türkiye arasında domates krizi ve sorunun basit çözümü

Katar Krizi ve Suriye Savaşı; Kim Ne İstiyor, Ne Yapıyor?

MİT ve istihbaratın koordinasyonu

Gündem 27 Eylül 2016
531

Türkiye’nin son 4 yıldır yaşamakta olduğu iç ve dış güvenlik krizlerinin su yüzüne çıkardığı ve kamuoyunda geniş spekülasyonlara konu olan bir sorun alanı var: MİT’in yapısı ve istihbarat yetersizliği.

Güvenlik sistemi, yetki ve sorumluluk dağılımı, politika ve stratejileri, operasyonel işleyişi, istihbarat düzeni, iletişim ve koordinasyon yapısıyla bütünlük arzetmesi ve uyum içinde çalışması gereken bir yapı. Ancak Türkiye’de güvenlik hizmetlerinin örgütlenme ve işleyişi açısından belirleyici özellik bu işlevleri yerine getiren birimlerin genel olarak farklı idari ve hiyerarşik yapıların bünyesinde, farklı idari ve siyasi otoritelere bağlı olarak yürütülmesi. Bu bağlamdaki görevlerin güvenlik sisteminin makro politikaları, uzun vadeli beklenti ve ihtiyaçları doğrultusunda, hedef ve amaç birliği içinde yürütülebilmesine elverişli bir strateji çerçevesi ve koordinasyon çatısı bulunmaması pek çok sorunun ana kaynağını oluşturuyor.

Son bir kaç yıldır Türkiye’de kamu düzeninde sarsıcı etkilere ve insan kaybına yol açan intihar eylemi, terör saldırısı, darbe girişimi gibi ağır güvenlik krizlerinin sorumluluğu genellikle istihbarat birimlerine yükleniyor. Burada istihbarat süreçlerinin hızlı ve etkili işlemeyişi, iletişim kopukluğu ve operasyonlarda gecikme gibi noktalar olsa da başarısızlığı tek başına birimlerden birinin üstüne yıkmak gerçekleri gözardı etmek ve kolaycılığa kaçmak olur.

Nasıl bir güvenlik sistemi?

MİT bir operasyon birimi değil, bir istihbarat kuruluşu. Görevi ülkenin birlik ve bütünlüğünü, kamu düzenini bozmaya yönelik ve ulusal çıkarlara aykırı faaliyetlere ilişkin istihbarat toplamak ve bunları ilgili kuruluşlarla paylaşmak.

Türkiye’nin son yıllarda karşılaştığı terör saldırılarının ve krizlerin temelinde başlangıçtaki veri ve bilgilerin gözden kaçırılmasının ya da stratejik değerlendirme ve analiz süzgecinden geçirilememesinin rolü açık.
İstihbarat, ülkelerin dış tehditlerden korunması gereği askeri yapı ile yakın ilişki içinde bulunmakla birlikte tek başına askeri bir işlev değil. Günümüzde siyasi, askeri, diplomatik, ekonomik ve toplumsal çıkarları ilgilendiren girift ve çok boyutlu, aynı zamanda sivil bir hizmet alanı niteliğini taşıyor.

Oysa MİT 2000’lere kadar askeri örgütlenme ve işleyişin doğrudan bir uzantısı olarak algılandı ve ağırlıklı olarak bu doğrultuda işlev gördü. Bunda Türkiye’nin siyasi rejiminin askeri vesayetin kontrolü altında bulunmasının ve ulusal çıkarlarının askerler tarafından korunduğu algısının belirleyici bir rolü var. Bu çerçevede MİT’in gerçekte sivil iradeye bağlı olup olmadığı uzun süre tartışma konusu olmaktan kurtulamadı.

MİT’in şeklen Başbakanlığa bağlı gözüktüğü halde gerçekte kontrolü altında bulunduğu askeri iradeye karşı sorumlu olduğu ve ona hesap verdiği, dolayısıyla darbe planlarını hükümetlere kasten haber vermediği yönünde yaygın bir kanaat bulunuyor. Ayrıca Türkiye’nin gerçekte bağımsız bir ülke olmadığını, MİT’in Türkiye üzerinde hesapları olan hegemonyacı güçlerin uzantısı yabancı istihbarat servisleriyle ilişki içindeki bir yapı olduğunu savunan komplocu tezler de var.

Elektronikte, bilgi ve iletişim teknolojilerinde kaydedilen ilerlemelerle paralel istihbaratın alan ve türleri geçmişe göre alabildiğine arttı; elektronik istihbarat, teknik istihbarat, siber istihbarat, sinyal istihbaratı gibi yeni boyutlar kazandı. Teknik gelişmeler bir taraftan istihbarat örgütlerinin haber kaynaklarını ve veri hacimlerini arttırırken, diğer taraftan daha kolay izlenebilmeleri ve dinlenebilmeleri riskini getirdi ve mahremiyetlerini kısıtladı. Bu bakımdan MİT, geçmişe göre çok daha zorlu bir alanda görev yürütmek durumunda.

Büyük fotoğrafı görmek: Taktik istihbarat-stratejik istihbarat

İstihbarat döngüsü sanıldığının aksine dinleme, gözetleme ve izleme faaliyetlerinden ibaret taktik ve eylemsel bir faaliyet değil; analiz, bütünleştirme, değerlendirme, yorumlama ve öngörüyü gerektiren stratejik ve entellektüel bir süreçtir.

Stratejik istihbaratı işleyebilmek ve analiz edebilmek bilgi, deneyim, vizyon ve stratejik bakış açısı gerektirir. Stratejik istihbarat öngörüye, yani geniş bir vizyonla geleceği kestirmeye dayanır. Bu bakımdan senaryo yazma yeteneğiyle, geleceğe ilişkin iyi ya da kötü durum senaryoları oluşturabilmekle yakından ilgilidir. Konuya ülkelerin iç ve dış güvenlik ihtiyaçlarının geleceği açısından bakıldığında, senaryo yazamayan toplumlar başkalarının yazdığı senaryoda oyuncu olmaktan öteye gidemezler. Genelde güvenlik sisteminin, özelde ise MİT’in Türkiye’nin ulusal güvenliğinin geleceğiyle ilgili öngörüde bulunabilme ve senaryo geliştirebilmedeki rolü bu çerçevede değerlendirilmeli.

Türkiye’nin son yıllarda karşılaştığı terör saldırılarının ve krizlerin temelinde başlangıçtaki veri ve bilgilerin gözden kaçırılmasının ya da stratejik değerlendirme ve analiz süzgecinden geçirilememesinin rolü açık. Reyhanlı, Ankara Tren Garı, Kızılay gibi kamu düzenini allak bullak eden intihar bombalarında patlamaya kadar varan sürecin başlangıcındaki bir kaç bulgunun yakalanması ve iyi analiz edilmesi büyük fotoğrafın görülebilmesi açısından kritik önem taşıyordu.

80’lerden itibaren orduya yaygın bir biçimde sızarak örgütlenen, 2000’lerde üst komuta kademesinin önemli bir bölümünü ele geçiren FETÖ yapılanmasının zamanı geldiğinde darbe yapacağını kestirebilmek için çok ileri bir entelektüel birikime ya da kehanete gerek yoktu.

İstihbarat örgütlerinin gelişmeleri stratejik açıdan değerlendirebilme yetenekleri, özellikle Türkiye gibi çevresi siyasi ihtilaf ve çatışmalarla çevrili ve etnik terör riski altında bulunan ülkeler için bir gereklilik olmaktan öte bir zorunluluk taşıyor. Ülkelerin istihbarat örgütleri, hem sosyal ve ekonomik gelişme düzeyleri, hem de siyasi, askeri ve diplomatik alandaki ağırlıkları oranında güçlü ve etkilidir. MİT’in konumu ve özellikle terör eylemlerinden sonra kamu oyunda büyük tartışmalara konu olan yeterlilik sorunu bu çerçevede değerlendirilmeli.

İstihbarat döngüsü ve istihbaratın koordinasyonu

İstihbarat süreci yalnızca bilgi toplama faaliyetinin tamamlanmasıyla sona ermiyor. Elde edilen bulgu ve verilerin ve bunların analiziyle ortaya konulan raporların güvenlik sisteminin amaç ve hedefleriyle uyumlu olmasını, örgütsel ve işlevsel yapı ve süreçlerle bütünleşmesini de içeriyor. Bu bağlamda istihbarat raporları, güvenliğe ilişkin makro politikalardan temel stratejilere, taktik planlardan eylem adımlarına kadar sistemin tüm planlama ve operasyon süreçlerine, denetim ve koordinasyon işlevlerine nüfuz etmedikçe ve olayları önleyici mekanizmaları harekete geçirmedikçe amacına ulaşmış ve istihbarat döngüsü tamamlanmış olmuyor.

İstihbarat zafiyetiyle ilgili bir diğer tartışma, güvenlik hizmeti veren Emniyet, Jandarma, Genel Kurmay ve MİT’in kendi hiyerarşik yapıları içinde birbirlerinden bağımsız yürüttükleri istihbarat görevleri arasında amaç ve hedef birliğini ve koordinasyon bütünlüğünü sağlama sorunu. Aynı güvenlik olayıyla ilgili farklı kuruluşlar tarafından çoğu defa birbirlerinden habersiz sürdürülen istihbarat faaliyetlerinin bir koordinasyon çatısı altında yürütülmemesi, sıklıkla görev karışıklıklarına, görev çatışmalarına, görev tekrarlarına ve kaynak israfına yol açıyor.

2000’lerden sonra MİT’in başına sivil kökenli müsteşarların ve üst yöneticilerin getirilmesi radikal bir sivilleşme reformu. Ancak örgütün sivil siyasetin emrinde, demokratik rejimin ilke ve gereklerine bağlı bir yapı olarak kurumsallaşması ve gerçek işlevine ilişkin kuşku ve tartışmaların tümüyle ortadan kalkması bakımından zamana ihtiyaç var.
MİT’in, birbirlerinden bağımsız istihbarat görevi yürüten Jandarma, Emniyet, Genel Kurmay birimleri arasında koordinasyon sağlama görevi bulunuyor. Ancak gerek bu kuruluşlar üzerinde hiyerarşik yönetim ve denetim yetkisine sahip olmayışı, gerek söz konusu kuruluşların bilgi paylaşmadaki hasislik ve isteksizlikleri nedeniyle bu görev etkili bir biçimde yerine getirilemiyor.

Güvenlik sisteminin genel bir stratejiden ve koordinasyon çatısından yoksun parçalı örgütlenme yapısı varlığını sürdürürken, istihbaratın iç ve dış istihbarat olarak ayrılması; bu kapsamda dış istihbaratın MİT’in uhdesinde, iç istihbaratın ise emniyet ve jandarma tarafından yürütülmesi görev tekrarlarını ve görev boşluklarını kısmen ortadan kaldıracak olsa da köklü ve kalıcı bir çözüm gibi gözükmüyor.

Ne yapılabilir?

İstihbarat zafiyetiyle ilgili yapılacak temel değerlendirme, istihbarat yetersizliğinin güvenlik kuruluşlarının yürüttükleri görevlerde iletişim ve koordinasyon kopukluklarına yol açtığı değil; güvenlik sistemini oluşturan kuruluşların örgütlenme ve koordinasyon sorunlarının istihbaratın yapı ve işleyişinde sorunlara yol açtığıdır. Özetle, istihbarat zafiyeti güvenlik sisteminin güvenlik krizleri karşısında uğradığı başarısızlığın nedeni değil, sonucudur.

2000’lerden sonra MİT’in başına sivil kökenli müsteşarların ve üst yöneticilerin getirilmesi radikal bir sivilleşme reformu. Ancak örgütün sivil siyasetin emrinde, demokratik rejimin ilke ve gereklerine bağlı bir yapı olarak kurumsallaşması ve gerçek işlevine ilişkin kuşku ve tartışmaların tümüyle ortadan kalkması bakımından zamana ihtiyaç var.

Sonuçta MİT’in stratejik istihbaratı gereği gibi yerine getirebilmesi için insan kaynağının entelektüel birikim, öngörü, çok boyutlu bakabilme, analiz ve sentez gücü yönünden daha iyi yetiştirilmesi kaçınılmaz.

İstihbarat hizmetinin gereği gibi yerine getirilmesi, MİT’in yeniden düzenlenmesinden önce güvenlik sisteminin farklı kuruluşları arasında görev ve yetki dağılımı, stratejik planlama, iletişim ve operasyon yönünden yönetim, denetim ve koordinasyon bütünlüğünün sağlanmasına bağlı.

Bu kapsamda güvenlik sisteminin temel ayaklarını oluşturan birimlerin yalnızca güvenlik politikaları ve stratejileri bağlamında birbirleriyle ve siyasikarar alma süreçleriyle olan ilişkilerinin koordinasyonunu yürütecek Ulusal Güvenlik Ajansı benzeri bir çatı yapılanmaya gidilebilir.

Doç. erDr. Ulvi Saran aljazeeratürk

Yorumlar