Vizyon

Mesut Barzani’nin engellediği hain plan nedir?

Kökteş Sözler İzinden Totemik Türk Dilinin Kökenleri: “Ata” Sözcüğü Örneği

Экспорт природного газа из Казахстана в Китай

Barzani Kaybetti Mi?

Tatar Türkü Lenin’in mezarı Türkiye’ye getirilsin!

Gündem 21 Mart 2017
1.144

Bütün işler bitti de bir o mu kusur? Komünist bir liderin Türkiye’de işi ne? Bu kafa neyin kafası? Konuyu ilk açtığımda arkadaşlardan benzer tepkiler aldım. Haksızda sayılmazlardı. Öyle ya; yüzbinlerce Müslüman Türk’ün kanını döken, milyonlarca Türk’ü sürgüne gönderen Bolşevik Rusya’nın, kurucu lideri Lenin’in mezarının Müslüman Türkiye’de işi ne? Tüm bunlar sizin de aklınıza gelebilir. Ancak bu teklifte bulunurken haklı bir tarihi gerekçenin olduğunu düşünüyorum. Rus Ortodokslar Komünizm ikonlarına savaş açtı! Rus Ortodoks Kilisesi’nin kolu olan Rus Yurt Dışı Ortodoks Kilisesi, Sovyet Devrimi’nin lideri Vladimir Lenin’in Kızıl Meydan’daki mezarının kaldırılmasını istedi. Ayrıca Rusya’daki Lenin heykellerinin de sökülmesi çağrısında bulundu. Rus Yurtdışı Ortodoks Kilisesi Ruhani Kurulu’nun 1917 devrimlerinin yüzüncü yıl dönümü nedeniyle açıklama yaptı. Açıklamada, “Rus halkının Tanrı ile barışmasının yollarından biri, Kızıl Meydan’ın 20’nci yüzyılın en büyük baskıcısı ve zalimi olan kişinin kemiklerinden temizlenmesi ve onun şerefine dikilen anıtların kaldırılması olabilir.
Aynı şekilde, onun adını taşıyan ve tarihsel adlarından mahrum kalmış olan şehirlerden ve caddelerden onun isminin kaldırılması gerekir.” ifadeleri kullanıldı, Rusya’nın yüz yıl önceki ‘baş döndürücü gelişiminin Batılı ülkeler tarafından organize edilip desteklenen devrimle durdurulduğu’ öne sürüldü. Rus Yurtdışı Ortodoks Kilisesi, Sovyet Devrimi’nin ve Rus İç Savaşı’nın ardından Rusya’dan kaçan rahipler tarafından kurulmuştu. Rusya’da kalan rahiplerin Sovyet iktidarının baskısına boyun eğdiğini ileri süren yurt dışındaki Rus Ortodoks rahipler, kendi kilise teşkilatlarını, Rusya’daki kilise teşkilatından ayırmıştı. Rusya’daki ve yurt dışındaki kiliseler, 2007 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in çabasıyla birleşme kararı aldı. Fakat iki kilise teşkilatı hala kendi iç yönetimlerindeki bağımsız yapılarını koruyor. (Bkz. http://haberrus.com/culture/2017/03/16/lenin-mezari-kizil-meydandan-kaldirilsin.html )
Orta Asya, Kafkasya ve Balkan Türklüğü için bir şey diyemem ama Anadolu Türklüğü, biraz haddi aşan ifadede olsa Lenin’e minnet borçlu. Neden mi? Bolşevik devrimle birlikte Osmanlı topraklarını işgal eden Rus ordusu silah bıraktı ve işgal ettiği topraklardan çekildi. İngiliz emperyalizmine karşı başlattığı milli mücadelesinde en büyük desteği Lenin’in başında olduğu Bolşevik Rusya’dan aldı. Silah ve mühimmatla birlikte nakit altın para transferi gerçekleştirildi. Bolşevik Rusya’nın Ankara Hükümetine desteği reel politik zorunluluktan kaynaklanıyordu ve İngilizlerin kuşatmasını yarmayı amaçlıyordu. Bolşevik Rusya’nın Ankara merkezli kurtuluş savaşına destek vermesinin başka nedenleri olduğu da bir gerçek. Çünkü Çarlık rejiminin devrilmesinde Teşkilatı Mahsusa büyük gayretler gösterdi. Çarlık muhalifi anarşist grupları ve sosyal hareketleri destekledi, provoke etti.
Hatta devrim sırasında İsviçreli komünist Fritz Platten, İsviçre’de bulunan Lenin ve etrafındakilerin Almanya üzerinden Rusya’ya trenle yolculuk edebilmesi için Alman hükümeti ile anlaşmaya varmıştı. Alman hükümeti, Lenin’in Rusya’ya dönüşünün açabileceği siyasal karışıklığın Doğu Cephesi’nde savaşı bitirmeye yardımcı olacağını umuyordu. Lenin ise Alman hükümetinin bu amacını bilerek devrimci mücadele için Rusya’ya geçişte onlardan yardım almaktan çekinmedi, ancak 1919’da Almanya’daki Spartaküs hareketine destek olarak despot Alman hükümetinin devrilmesi için de çaba sarf etti. Almanya’dan sonra feribotla İsveç’e geçen Lenin’in İskandinavya’daki yolculuğu İsveçli komünistler Otto Grimlund ve Ture Nerman tarafından ayarlanmıştı. Bu yolculuk sırasında Rusya kökenli bazı Teşkilatı Mahsusa mensuplarının Lenin’e eşlik ettiği söylenir. Lenin Rusya’ya ulaştığında devrim gerçekleşmiş, Çarlık Rusya ordusu Osmanlı sınırlarından çekilmek zorunda kalmıştı. Birçok cephede Rus askerleri silahlarını bırakmıştı. (Bkz. 15.07.2013 / http://www.timeturk.com/tr/makale/omur-celikdonmez/bediuzzaman-said-nursi-teskilatin-son-fedaisi-mi.html )
1919 da Kastamonu milletvekili seçilen Yusuf Kemal Tengirşenk, Millî Mücadeleye katılan, Ankara Hükümetini temsilen İktisat Vekili statüsüyle Moskova’da temaslarda bulunan Yusuf Kemal Tengirşenk, Ruslarla anlaşma zemininin hazırlanmasına çalışmış ve Murahhas Hey’et Başkanı olarak 16-Mart-1921 tarihli Türk-Rus Anlaşmasını gerçekleştirmiş, bu anlaşma ile memleket içinde ve dışında kurulmakta olan yeni Devlete kudret ve siyasî nüfuz sağlanmıştır. Anlaşma ile Rusya, Misakı Millî hudutları içinde bağımsız bir Türk Devletinin mevcudiyetini tanımış, Kapitülasyonların ilgasını kabul etmiş, Doğu hudutları memleketimiz lehine yeniden düzenlenmiş, üç ilimiz ana vatan sınırlarına geri alınmış ve en önemlisi Ruslar Boğazlar üstündeki emellerinden vazgeçmişlerdir. Anlaşma ile ayrıca para, silâh ve malzeme yardımlarının daha geniş ölçüde devamı da sağlanmıştır. (Bkz. Prof. Mahmut Koloğlu / Profesör Yusuf Kemal Tengirşenk / http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/324/3223.pdf )
O günlerde Lenin hastadır ve kimseyle görüştürülmemektedir. Rus Hariciye Komiseri Çiçerin, İtalyan asıllı, zeki, kültürlü ve sekiz dil bilen biridir. Türk heyetine hitaben, “Erzurum kalesi önlerine gelenler Rus milleti değil, çar ordularıydı. Bunun için Rus milleti Türk milletine tarziye verir(özür diler)” demiştir. (Bkz. Yunus Zeyrek / 89. Yılında İmza Atanların Kaleminden Moskova Antlaşması / http://www.ahiska.org.tr/wp_pdf/sayi18/parcali/20_sayi18.pdf )
Yusuf Kemal Tengirşenk, hatıralarını derlediği ‘Vatan Hizmetinde’ başlıklı anı kitabında Lenin’le konuşmasını şöyle anlatır; “ – O gün Bekir Sami Bey, Osman Bey, İbrahim Tali Bey ve Seyfi Beylerle birlikte Kremlin Sarayı’nın Kızıl Meydan’a bakan büyük kapısına vardık. Lenin, Sarayda oturmuyor. Sarayın dış duvarları içinde yapılmış Yüksek Mahkeme binasında kalıyordu. Saray kapıcısı bize o yapının yolunu gösterdi. Kendi başımıza gittik. Yüksek Mahkeme ‘nin önünde de nöbetçi, kapıcı hak getire. İçeri girdik. Kimseye raslamadan geniş bir merdivenden üst kata çıktık. Orada birisi aşağı yukarı geziniyordu. Bizi görünce: -Siz Türk Kurulu musunuz? Osman Bey bizim yerimize karşılık verdi. Adam “Sizi bekliyor.” diyerek bir kapı açtı.
Girdik. Büyükten büyük bir salon. Yüksek Mahkeme genel toplantılarını burada yaparmış. Ortada dikdörtgen bir masa. Çevresinde koltuklar. Ortaboylu bir adam, güzel bir Fransızca’yla “Buyurun” dedi. Bunu söylerken bir yandan da masanın çevresindeki koltukları bir araya getiriyordu. Meğer o adam Lenin’miş. Eski bir Tatar ailesinin çocuğu olduğu bakışlarından, gözlerinden belliydi. Pantolu ütüsüzdü. Pantol paçası ile çorapların arasından iç çamaşırı görünüyordu.” (Bkz. http://www.benhayattayken.com/2015/12/lenin-istiklal-savas-esnasnda-ankara.html )
Lenin’in etnik kökeni ile tek kaynak Yusuf Ziya Tengirşek’in hatıratları değil. Türk milliyetçiliğinin önde gelen isimlerinden Zeki Velidi Togan’da benzer bir konuyu gündeme getirir. Zeki Velidi, 5-9 Aralık 1917’de toplanan VII. Sovyetler Kongresi’nden sonra Bolşeviklerin lideri Vladimir İlyiç Ulyanov (Lenin) tarafından davet edildi. Sohbet sırasında Zeki Velidi, “Ulyanov” isimli Tatarca ve Çuvaşça bilen bir araştırmacının etnik kökenle ilgili kitabını Lenin’e hediye ederken sordu: “Yoldaş siz Tatar Türkü müsünüz?” Bolşevik lider Lenin kitabı alıp teşekkür ettikten kafasını kitaptan kaldırdı ve sonra, soy/menşei meseleleriyle hiç ilgilenmediğini, kitabın yazarının adını ilk kez duyduğunu ama araştıracağını söyledi. Lenin’in biyografisini hazırlayan Rus kökenli Fransız Prof. Hélène Carrère d’Encausse; Lenin’in babası İlya Nikolayeviç Ulyanov’un annesinin Kalmuk Türkü olduğunu belirtir. Babası gibi Lenin’in de belirgin Asyalı özelliklerini, özellikle de çekik gözlerini, II. Katerina’nın bağımsızlıklarına son verdiği ve Rusya’da kalıp Budizm’den/İslam’dan vazgeçen Kalmukların yaşadığı Astrahan’da evlenen Moğol asıllı babaannesine borçlu olduğunu kaydeder.

Çuvaş Cumhuriyeti Yazarlar Birliği üyesi Albina Lubimova’da Lenin’in Türk olduğunu iddia eden bir başka bilim adamıdır. Ona göre, Lenin’in ataları Çuvaş Türkü’ydü! Gerekçesini de şöyle açıklar; “Lenin’in babası İlya Nikolayeviç Ulyanov, Ulyanovsk’ta Halk Meslek Okulu’nun müdürüyken büyük Çuvaş bilim adamı ve pedagog İvan Yakovlev’le sıkı bir dosttu. Yakovlev, ayrıca Ulyanovsk’ta yapılmış ilk Çuvaş okulunun kurucusu ve Çuvaş alfabesinin öncüsüydü. İlya Ulyanov’un desteğiyle 1871’de Çuvaş Okulu devlet himayesine alındı ve 1877’de Çuvaş Öğretmen Okulu ismini aldı. Daha sonra Çuvaş Kültür Merkezi haline dönüştürüldü. Kanımca, resmi tarihin satır aralarında bile yer alan bu bilgilere göre, Lenin’in babası İlya Nikolayeviç, (annesinden dolayı) kendisini Çuvaş hissediyordu. Bu yüzden Çuvaş halkına ve kültürüne ömrü boyunca hizmet ettiğini göstermesi açısından önemli sayılmalıdır.” (Bkz. http://www.hurriyet.com.tr/lenin-in-turk-akrabalari-12053931 )

Eğer Türkiye Avrasya jeopolitiğinde önemli bir aktör olmayı sürdürecekse ya da böyle bir iddiası varsa, Rus Ortodoks fanatiklerince kemikleri yakılmak istenen etnik kökeni nedeniyle Türk olması kuvvetle muhtemel, Sovyet Devrimi’nin lideri Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin’in mumyalanmış cesedini ve muhafaza edilen mezarını Türkiye’ye getirmeli, İstiklal Savaşımızdaki katkısına binaen hatırasına yakışır şekilde anıt mezar yapmalıdır. Bu aynı zamanda Rus halkının ve devletinin ve Rusya sınırları içerisinde yaşayan Asyalı kavimlerin Türkiye’ye yönelmesini sağlayacaktır. Nasıl ki katı bir Rus milliyetçisi ve jeopolitikçi Alexander Dugin,18.08.2016’da Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in oğlu ile birlikte Bağlum’da Abdülhakim Arvasi’nin mezarını ziyaret ederek Türk milliyetçilerine mesaj verdiğini söylemişti, bence Türkiye Lenin’in mezarını Türkiye’ye getirerek Avrasya jeopolitiğinin merkezi olduğu mesajını vermeli.

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar