Vizyon

Erdoğan Türkiye’nin devlet olarak kalmasını istiyorsa, o zaman Gülencileri temizlemeli

Türkiye Eritre ilişkileri ve Afrika boynuzunda devlerin savaşı!

Rejim-Ruhani Gerilimi: Ruhani’nin Hedefi

Siyasal İslamcılarla Stalinsever Komünistlerin Ortak Yanları Bir Yazının Hatırlattıkları

Türkiye’yi Rusya’ya Karşı Kışkırtan ABD PYD ile Türkiye’ye Karşı Mücadelede/Türkiye Şanghay’a Girmenin Peşinde

Gündem, Manşet Üstü 31 Temmuz 2016
542

Türkiye’yi Rusya’ya Karşı Kışkırtan ABD PYD ile Türkiye’ye Karşı Mücadelede/Türkiye Şanghay’a Girmenin Peşinde Türkiye’yi Rusya’ya karşı kışkırtan ABD bugün Türkiye’ye diyor ki, PYD gerçeğini kabul edin. Burada galip taraf ABD’dir. ABD oyunu kurdu, sonuçta da istediğini almaya doğru gidiyor. Türkiye’yi çok ciddi tehlike bekliyor. PYD’yi vurmamak demektir ki, artık Kürt şeridinin Akdeniz’e çıkışı sağlanır.

Tesnim Haber Ajansı – Türk – Slav Birliği teşkilatının başkanı, Adıgüzel Memmedovun Tesnim Haber Ajansına verdiyi röportaj:

Adıgüzel bey, bugün Rusya, İran ve Türkiye’nin dış siyasetini gözlemleyince onların bölgede yeni güç olma niyetlerini açıkça görmek mümkündür. Siz bu güçlerin Azerbaycan’a etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Azerbaycan öyle bir coğrafyada bulunmaktadır ki, ister – istemez bölgede hem Rusya, hem Türkiye, hem de İran gerçeği kabul ediyor. Zaten gerçekleştirilen siyasette azerbaycanın konumunun gerçeği dikkate alınarak yürütülür. Aynı halde bu güçlerin azerbaycana karşı tatbik ettikleri siyaset azerbaycan gerçekliklerini göz önüne alarak hesapladıkları açıktır.

Siz her zaman Slav-Türk birliğini destekleyenlerden olmuşsunuz, belki de bu iddia ile konuşma yapan ilk Azerisiniz. Sizin bir kaç yıl önce söylediklerinizi şimdi gözlemliyoruz yani; Azerbaycan, Türkiye ve Rusya yakınlaşmasını görüyoruz. Sizce bu yakınlaşma Slav ve Türk dünyasına katkısı olacak mı?

Doğru kaydediyorsunuz ki, ben hep Slav – Türk birliğinin taraftarı oldum. Hatta bu birliğin ideoloji anlayışı kitabını da yazdım ve bu kitabımın Moskova Devlet Üniversitesi’nde tanıttımı gerçekleşti. İlk zamanlar bu yönde konuşmalar yapınca Ruslar benim düşüncelerime çok ihtiyatla yaklaştılar. Sonra Rusya’da etnik bölücüler bu teorimi topa tuttular. Sonra “Osmanlı’nın Çöküşüne Rusya’dan Bakış” kitabımı yazdım ve bu kitapta kanıtladım ki, hiç de bu devletler hep bir birleri ile savaşmamışlar. Aksine tarihin belirli noktalarında hatta Avrupa güçlerine karşı beraber mücadele vermişlerdir. Bu çok geçmedi ki belli bir yumuşamaya neden oldu. Sonraki aşamada ise Rusya Stratejik Araştırmalar Enstitüsünün çalışanlarının katılımı ile Slav – Türk birliği hakkında araştırma yaptım ve bu kitap Kremlin’in dış politikasını şekillendiren birçok ciddi uzmanların yüksek görüşünü aldı. Böylece de bizim de bu yönde belirli faaliyetimizin olduğunu söyleyebiliriz.

ABD temsilcisi Mark Toner açıklamasında, biz Türkiye’nin Suriye topraklarına indirilen topçu saldırılarının durdurulmasını istiyoruz. PYD’nin de Halep çevresinde gerginlik yaratabilecek eylemlerden uzak durmasını istedik. Ne yaşanıyor?

Bu konuları 3-4 ay önce diyordum ki, Rusya-Türkiye münasebetlerinin kötüleşmesi her iki tarafa fayda etmediği gibi en çok Türkiye’ye zarar verecek. Rusya-Türkiye ilişkilerinin gerginleşmesi bölgede çıkarı olan diğer oyunculara fayda sağlıyor. İki devletin ilişkilerinin gerginleşmesi bizim coğrafyayı yani Azerbaycan’ı etkileyecek.

Rusya Türkiye arasında son aylarda gerçekleşen kriz sizin söyledikleriniz analizler çerçevesinde bölge olaylarını nasıl etkiledi?

Rusya Türkiye çatışması gerçekleşinceye kadar Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’e hitaben, bizi Şanghay işbirliği örgütü kabul edin diyordu. Eğer bizi Şanghay işbirliği örgütüne kabul ederseniz biz kesin bir şekilde Avrupa’yı unutacağız. Önce ise Türkiye’nin resmi çevreleri bildiriyordu ki, bizi gümrük birliğine kabul edin. NATO üyesi olan Türkiye’nin Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlara katılmaması onu gösteriyordu ki Türkiye NATO çizgilerinin dışına çıkıyor ve daha doğrusu milli çıkarları çerçevesinde konuşuyor.

ABD’nin çıkarlarına karşı çıka bilecek oyuncu Rusya idi. Türkiye ile Rusya’nın birleşmesi, Türkiye’nin Şanghay işbirliği örgütüne katılması okyanusun öbür tarafı için panik sinyali verdi. Bunun yaşanmaması için her türlü adım atacaklardı.

Türkiye’yi Rusya’ya karşı kışkırtan ABD bugün Türkiye’ye diyor ki, PYD gerçeğini kabul edin. Burada galip taraf ABD’dir. ABD oyunu kurdu, sonuçta da istediğini almaya doğru gidiyor. Türkiye’yi çok ciddi tehlike bekliyor. PYD’yi vurmamak demektir ki, artık Kürt şeridinin Akdeniz’e çıkışı sağlanır.

Azerbaycanlı uzman olarak Gülen örgütüne karşı Türkieye, Azerbaycan ve başka ülkelerde başlatılan operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dikkate almak gerekir ki, bugün Türkiye’de çok ciddi şekilde devletin içine sokulmuş Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın penselvaniya elemanı aracılığıyla yönetilen bir grup insanlarla mücadele yapılıyor. Bu grubun içinde Penselvaniya ile ilişkili insanların olduğu da iddia ediliyor. Bunun doğru olup olmadığını araştırmacılar bu önümüzdeki günlerde cevap verecekler. Elbette bu ara şunu da belirtmek isterim ki, Azerbaycan’da Penselvaniya merkezli Gülencilere karşı mücadele devam ettirilmelidir ve hiç kimse düşünmesin ki, bu insanlar yanlış yolda olmuşlar ve yanlışlarını anlamışlar bundan sonra bizim devlete hizmet edecekler. Asla böyle bir hayale kapılmasınlar! Bu insanlardan son nefeslerine kadar şantaj ve kendine bağımlı hale getiren kombinasyonlarla kendi çıkarlarına uygun kullanacaklar! Derhal bu Gülenci kadrolar devlet yönetim kuruluşlarından uzaklaştırılmalıdırlar!

Sizce tüm bu yaşanan çekişmeleri dikkate alırsak, dünyanın yeni bir çatışmaya artık ulaştığını ve sonuç itibariyle soğuk savaştan, dünya savaşına geçiş aşaması olarak değerlendirmek ne kadar doğru olurdu?

Zaten bu soğuk savaş başlamıştır. Zayıf devletlerin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin ele geçirilmesi amacıyla aldatıcı fonlar yaratarak, hayata geçirilir. Rusya niçin etkinleşti? Rusya siyasi yönetimi anladı ki, Rusya ekonomisinin büyük bölümü yabancı yatırımcıların koyduğu sermayeye bağlıdır. Bu yatırımlar da Rusya’da siyasi akımlar oluşturuyordu. Rusya siyasi geleneği olan bir devlettir. Putin’in iktidara gelişinden sonraki adımlarına bakarsak; O, Rusya’nın siyasi elitinden Rusya ekonomisinde kök salmış çeteleri uzaklaştırdı. Bu ilk adımdı. Bu çeteler de hangi ülkelerle ilişkileri varsa, o ülkelere kaçtılar. İkinci adım – bildiğimiz gibi, Rusya’nın askeri-sanayi kompleksi arkasında büyük bir entelektüel potansiyel taşıyor. Bu entelektüel potansiyelin akımı başlamıştı. Yeri gelmişken bir hatırlatmada bulunayım; Rus askeri gücünün en ünlü örneklerinden sayılan S300 ve S400 proje yöneticilerinden olan hemşerimiz tarihçi Sara Aşurbeylinin torunu da o zamanlar İngiltere’ye göç etmiştir. Bunların önlenmesi için sonradan askeri-sanayi kompleksinde yeni şirketler kurulmaya başladı, çünkü Rusya’nın dış ekonomiden elde ettiği gelirlerin çoğunu petrol ürünlerinden sonra askeri-sanayi kompleksi veriyordu. Bu bağlamda da sanayileşme süreci başladı ve bu süreçte de yeni bir zümre – yeni bir milli devlete bağlı burjuvazi oluşturuldu. Öte yandan, Rusya aynı zamanda kendi topraklarında başkaldıran bölücülüğe karşı ciddi mücadeleye başladı. Yabancı istihbarat birimleri ile ilişkili kuvvetleri etkisizleştirdi. Tüm bunların sonucunda artık Rusya 2008 yılında tek merkezli dünya yönetimine karşı çıktı ve jeopolitik manevralar yapmaya başladı. BRICS örgütünü oluşturmaya başladı. ABD dolarının genişlemesinden rahatsız olan devletleri – Brezilya, Çin, İran, Hindistan, Güney Afrika, Arjantin – etrafına topladı. Amerikan yayılmacılığına karşı yeni bir güç oluşturmaya başladı. Aynı zamanda da kendi coğrafyasında bir teftişe başladı. Bu teftişlerden biri Hazar’ın askeri bir sahaya dönüşmemesi ile ilgili müzakerelere başlaması idi. Rusya ile Türkiye arasında halihazırda ilişkiler ne kadar yoğun olsa da, Karadeniz’le ilgili Montrö anlaşmasının şartlarına riayet edilir. Somut olarak, dünyada gerginlikler daha da şiddetlendi ve ağır şekilde çatışmalar yaşanıyor. Bu çatışmalardan biri de Suriye’de yaşanıyor. Bugün fiilen Suriye’de yaşanan süreçler sahalara inmiş jeopolitik karşıtlığın ağır yansımasıdır.
Yani dünya değişiyor ve yeni jeopolitik merkezler oluşuyor. Bizim temel amacımız, bu dönüş noktasını zararsız atlatabilelim.

Yorumlar