Vizyon

Erdoğan Türkiye’nin devlet olarak kalmasını istiyorsa, o zaman Gülencileri temizlemeli

Türkiye Eritre ilişkileri ve Afrika boynuzunda devlerin savaşı!

Rejim-Ruhani Gerilimi: Ruhani’nin Hedefi

Siyasal İslamcılarla Stalinsever Komünistlerin Ortak Yanları Bir Yazının Hatırlattıkları

ZALİM İKTİDARLARIN KADERCİ ANLAYIŞI

Türkiye 21 Ocak 2016
443

ZALİM İKTİDARLARIN KADERCİ ANLAYIŞI

İnsanları ikna edebilmenin, susturmanın ve sömürebilmenin en kolay ve etkili yolu inançları

  • üzerinden onlarla yakınlık kurmaktır. Kişiye inandığı-kutsadığı değerler üzerinden mesaj
    vermek isterseniz onu etkileme yolunda en zayıf yerinden yakaladınız demektir. Hele bu kişi
    inançlarını sağlıklı bir şekilde temellendirmemiş ve aklına göre değil de hırslarına-
    duygularına göre hayatına yön veriyorsa sömürülmeye ve aldatılmaya müsait bir tiple karşı
    karşıyayız demektir. Tüm toplum böyle kişilerden oluşur, sürü psikolojisiyle nereye
    götürüldüğüne bakmaksızın hareket eder hale gelirse, bu toplum sürünmeye, ezilmeye ve
    zalim yöneticilerin eline düşmeye mahkûm hale gelmiştir. İşte bugün dünya genelinde
    yaşanan da budur. Yazımızda kader inancını istismar eden yöneticileri, din adamlarını ve aynı
    inanış ile kendisini avutmaya çalışan toplumları konu edineceğiz. Kader İnancını En Çok
    İstismar Eden Siyasiler ve Din Adamları Olmuştur Din duygularını kullanarak yapılan
    aldatma, istismarın en tehlikelisi ve sinsi olandır. Dini inançlar içerisinde yozlaştırıldığında
    kitleleri ve nesilleri etkileyen, fark edilmesi yüzyılları alan ve uyuşturucu etkisi en fazla olan
    “kader” kavramıdır.Kader inancı, bildiğimiz kadarıyla ilk çağlardan bugüne dek düşünce
    tarihinin en önemli problemi olmuştur. Bu problem filozofu, politikacısı, hukukçusu, din
    adamı, psikoloğu ve sade müminiyle bütün toplum katmanlarını meşgul etmiş ve üzerinde çok
    yoğun tartışmalar meydana getirmiştir. Çünkü söz konusu problem, muayyen bir topluma
    özgü olmayıp, tarih boyunca, bütün insan gruplarının ilgilendikleri ve üzerinde spekülasyon
    yaptıkları bir konudur. Bu açıdan kader İslam’dan değil, insanın insan olmasından
    kaynaklanan bir problemdir. Kısacası kader, insanlığın problemidir.[1] Kur’an’dan
    öğrendiğimize göre insanları Allah’ın adı ile ilk kandıran ve işlediği suçlardan ilk olarak
    Allah’ı sorumlu tutan kişi Şeytan’dır (A’raf, 11-21). Şeytan, Allah’a “beni sen saptırdın” diye
    iftira atmış ve kendi sapkınlığının gerekçesini “Allah” olarak göstermiştir. Şeytan’ın
    yeryüzündeki çırakları da onun izinden giderek yaptıkları zorbalık ve sömürüyü bugün de
    “Allah’ın takdiri, takdir-i ilahi ve ezelden belliydi” gibi şeytani sloganlarla normal gösterip,
    üzerini örtmeye çalışmaktadırlar. Allah, her bir yarattığı varlığa görünüm, kişilik,
    diğerlerinden ayırt eden bir takım özellikler vermiştir, varlıkların elinde olmayan bu
    ölçülendirmeye kader denilir. (Taha, 49-50, Furkan, 2) Geleneksel manada “kadere iman”
    İslami bir inanç esası değildir[2], ancak Allah’ın yarattıklarını ölçülü ve planlı bir şekilde
    yönettiğine inanmak Kur’an’a olan inancımızın gereğidir. (Kamer, 49) “Kader” ve “Takdir”
    kelimelerinin sonradan anlamları saptırılarak, Kur’an’a aykırı şekilde içleri doldurulmuştur.
    Kaderci mantığı eleştirirken bizim hedefimizde ilgili kelime ve kavramları çarpıtarak sömürü
    ve zulümlerine maske yapmak isteyenler ve insanlığın yaşadığı sıkıntıları “Kader”, “Ezeli
    Yazgı” kabul eden zihniyet vardır. Yoksa Yüce Allah ve kurduğu muazzam sisteme saldırı
    amacımız yoktur, Allah’ın kitabında kullandığı anlamıyla yarattığı varlıklara koyduğu
    ölçülendirme ve şekillendirmeye/kadere elbette iman ediyoruz. “Allah’ın ezelde yaşanacak
    herşeyi bilip-yazdığı”anlayışı yüzyıllar boyu halkı sömüren, adaletsiz gelir dağılımı yapan,
    siyasi emelleri uğruna kan döken yöneticilerin dayanağı olmuştur. Zulmedenler iktidarlarını
    bu inanış ile yazgının gereği gibi göstererek, kendi sömürü sistemlerinin ilahi kaynaklı
    olduğuna halkı ikna ederek, oluşabilecek tepki ve muhalefetin önünü kesmek istemişlerdir.
    Halkı hurafe ve dini masallarla oylayıp gündemi hiç haksızlıklara-yolsuzluklara getirmeyen
    ve yöneticilerin zulmünü perdeleyen “Din adamları sınıfı” ise, bu sömürü sistemini ayakta
    tutan en sinsi kesimdir. Uydurma masallarla insanların zihinlerini uyuşturan, eleştiri
    yapabilme yetisini körelten ve aklını kullanmayı kötü bir şey olarak gösteren uydurmacılar,
    zalimlerin ve despotların her zaman en güvendikleri, sağ kolları olmuşlardır. Despot yönetim
    dinin anlaşılmaması için uğraşır, din sömürüsü yapan kesim ise yanlış anlaşılması için uğraşır.
    Yapay kurtarıcılar, dini motiflerle süslenmiş masallar, uydurma rivayetler, akıl ve
    çağdışı,insan onuru ile bağdaşmayan fetvalar ve Kur’an’ın yanında uydurdukları kitaplar ile

    kendi hurafe kurumlarını ayakta tutmaya çalışan uydurmacılar gerçek din ile insanlar arasında
    çok kalın bir duvar oluşturmaktadır. İnsanlar ile Allah’ın kitabı arasına duvar örenlerin, cennet
    ile aralarında elbette kalın cehennem duvarları örülecektir. Tarihte devrim yapan, atılım yapan
    ve adından söz ettiren toplumlara bakıldığında yazgıcı-kaderci anlayışın prangalarından
    kendilerini kurtaran toplumlar olduklarını görürüz, kader inancı insanlığın ilerlemesi önünde
    en etkili uyuşturucudur. Aslında Karl Marx’ın da isyanı bunaydı ama din afyondur demekle
    daha büyük bir yanlış yaptı, doğrusu şu olmalıydı kaderci anlayış toplumu uyuşturan bir afyondur.
    Bilal Aykaç

 

Yorumlar