Vizyon

İran siyasətinin ən güclü şəxslərindən biri önə çıxır

Bugün 16 Ağustos 2017

İran Devrim Muhafızlarının Tümgeneralı, Türkiye’de ne aramaktadır?

BEKLETİLEN AFRİN OPERASYONU

İsrail devletinin kuruluşu Türkiye’nin projesi olabilir mi?

Gündem, Türkiye 11 Ağustos 2017
74

İngiliz Hariciye Vekili Balfour imzasıyla 2.11.1917’de İngiltere Siyonist Teşkilatı Fahri Başkanı İngiliz Yahudisi ve Banker Baron Lionel Rothcshild’e gönderilen kısa mektupta ‘Filistin’de Yahudilere bir yurt’ kurulmasından söz edilmiş, ‘Filistin Yahudilerin milli yurdudur’ ifadesi kesinlikle kullanılmadığı gibi bu mektuptan Osmanlıya isyan eden Mekke Şerifi Hüseyin ve ailesinin haberi olmamasına özellikle dikkat edilmiş, Araplardan gizlenmişti. Neden mi? Çünkü İngiltere Arap liderlerle ‘Arapların bağımsızlığı ve büyük Arap İmparatorluğu’ için anlaşmıştı. Arap liderlerin sözde Arap istiklali için Osmanlı yönetimi aleyhine ayaklanması İngiltere’nin yüzyıllık çıkarları açısından çok önemliydi. Klasik uzun bacaklı siyaseti sözde ayrı dinden olan Araplarla Yahudileri aynı potada aynı hedefte buluşturmayı başarmıştı. Balfour Deklarasyonu’nun Araplarca duyulması Ortadoğu’daki de facto durumu derhal İngilizlerin aleyhine çevirebilirdi. Arapların ve Yahudilerin desteği olmadan Osmanlı idaresi altındaki Filistin’i ele geçiremeyeceğini bilen İngiltere, sonuç itibarıyla hem Arapları hem de Yahudileri deyim yerindeyse ayakta uyutmuştur. Balfour Deklarasyonu’nun cazibesine kapılan Yahudiler, Arzı Mevud hayaliyle İngilizlere asker oldular. Uzunbacaklıların kendilerini iğfal ettiğini iş işten geçtiğinde öğrenmişler, bu arada atı alan Üsküdar’ı geçmiş, Yahudiler ise ‘Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oldukları’ gibi İngilizler Filistin’i ele geçirmiş, Arapları Yahudilere karşı kışkırtmaya başlamıştı. Yahudiler için Süleyman mabedinde ağlama seanslarından başka yapabilecekleri bir şey kalmamıştı.

Balfour Deklarasyonu’ndan üç hafta sonra General Allenby komutasındaki İngiliz ve Arap birlikleri Kudüs’ü Osmanlılardan teslim aldılar. Osmanlı birlikleri Suriye cephelerinde yenilgiye uğratıldı. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondoros Mütarekesi ile tüm Filistin, Britanya’nın kontrolündeydi. Filistin topraklarında Arap imparatorluğunun esamisi okunmuyordu. 29 Eylül 1923’te Filistin’de Britanya mandası kuruldu, İngiliz altınları ve homoseksüel ajanların telkinleriyle Filistinliler buna da itiraz etmediler. Balfour Deklarasyonu bazı değişikliklerle, manda anlaşmasına dahil edildi ve uluslararası hukukun parçası oldu. Filistinliler (yerleşik Yahudi ve Arap destekleyicileri) bunun farkında bile olmadılar. Manda idaresi kurulduktan sonra görece sakin bir döneme girildi. 1923-1929 arasında Filistin’e Yahudi göçünde önemli bir düşüş görüldü, çünkü Britanya belli kotalar koymuştu ve bunu katı biçimde uyguluyordu.Filistin’de bunlar yaşanırken yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başında İngilizci İslamcıların Lozan’da toprak satmakla itham ettikleri Gazi Mustafa Kemal Paşa vardı. Lütfü Özşahin’in Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Filistin davasının geleceği hakkında düşüncelerine değinmesi gerçekten çok mühim. Lütfü Özşahin diyor ki; her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk’ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar. Ortadoğu’da bütün bir bölgede çıbanbaşı olacak bir Yahudi Devletinin kurulma aşamasında olduğunu sezinledikten sonra “Filistin’e el sürülemez. Türkler bölgedeki yabancı işgali kabul edemez. Hz. Muhammed’in ve kutsal değerlerin hürmetine İslam’ın mukaddes topraklarının Yahudilerin ve Hıristiyanların nüfuzuna girmesine engel olacağız. Ordumuzun buna gücü yeter. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Arap kardeşlerimizden uzak kaldık ancak onların aralarındaki karışıklıkları kimse bizden iyi bilemez.” demişti.(1)

Bu ifadelerin lafta kaldığını düşünmeyin. Türkiye ve lideri; İngilizlerin Ortadoğu’daki kovanlarına çomak sokmanın ve İngiliz ilerleyişini durdurmanın yolunu bulmuştu. İlk Çomak Azerbaycan’da sokuldu. 1918’de Azerbaycan Türkleri, Bakü’yü işgal eden Bolşevik Rus ve Ermenilere karşı Türk Ordusu’nu desteğe çağırır. Nuri Paşa’nın kumandasında Kafkas Türk-İslam Ordusu kurulur ve Azerbaycan içlerinden Bakü üzerine ilerlemeye başlar. Türk ordusu karşısında sıkışan Ermeniler kendilerini kurtarması için İngiltere’ye başvururlar. İngiltere bu iş için “Gizli Ordu” veya komutanının adı dolayısıyla “Dunsterforce” olarak bilinen ve o sırada İran – Güney Azerbaycan’daki Türk ilerleyişini durdurmakla görevli birliği oluşturur. Ancak tüm sinsi planlarına rağmen 15 Eylül 1918’de Bakü’nün Türkler tarafından kurtarılmasına engel olamazlar. İngilizler Kızıl orduya karşı çarpışan Çar taraftarı Denikini, Kolçakı ve Vragelçileri savunarak onları silah ve yiyecek sağlıyordu. İngilizlerin amacı Rusya’nın başını iç savaşa katarak Bakü petrolünü istedikleri gibi kullanmaktı. İngilizlerin bu güçlere yardım etmesinin bir anlamı kalmadığından Azerbaycan’ı terk ettiler. Türkiye o dönemde Merkezi Bakü olarak kurulmuş Azerbaycan Cumhuriyeti, “Müsavat Partisi”nin oluşturduğu milli ordu mensubu Osmanlı ordusu bakiyesi subay ve askerlerin İngilizlerle savaşması ve İngilizlere yardım edilmemesi talimatını vermişti. Sonuçta Ankara’nın talimatları etkili oldu ve İngilizler Azerbaycan’dan ayrılmak zorunda kaldılar.

Türkiye İngilizlere ikinci çomağı Afganistan’da soktu. Hindistan üzerinden Afganistan’a ve oradan da Tahran ve Bakü’ye inmek isteyen İngiltere’nin önünü Kabil’de kesti. İngiliz istihbaratının, Müslümanların gözünde küçük düşürerek etkisizleştirmek amacıyla Sebataist ilan ettiği Mustafa Kemal Paşa, 20 Ağustos 1920’de Afganistan’a gönderdiği ilk Türk temsilcisi Abdurrahman Bey’le Emanullah Han’a yazdığı mektupta “İngilizlere karşı birlikte savaşalım” önerisinde bulunmuştu. Arabistan’da vazife yaptığı dönemde İngiliz ordusuna ve isyancı Araplara kök söktüren Medine Muhafızı Fahrettin Paşa başkanlığında Türk elçilik heyeti 19 Mart 1922 günü Ankara’dan hareket etti. Trabzon, Batum, Bitlis, Bakü yoluyla 25 Mayıs’ta Afganistan’ın Herat kentine ulaştı, burada büyük bir törenle karşılandı. O tarihte Afganistan’da 200 kadar Türk subayı görev yapmakta, İngiliz ordusuna karşı savaşan Afgan ordusunu eğitmekte sevk ve idare etmekteydi. Mustafa Kemal Paşa’nın Afganistan’a büyük önem verdiği görülüyor. Medine eski Muhafızı Fahrettin (Türkkan) Paşa, Kabil’e Elçi olarak atanması ve 26 Haziran 1922-12 Mayıs 1926 tarihleri arasında görev yapması bunu göstertmektedir. Fahrettin Paşa’yı takiben Atatürk zamanında Kabil’de, Nebil Bey (Batı) 17 Mayıs 1926-30 Haziran 1928 (Elçi), Yusuf Hikmet Bayur (Atatürk’ün Özel Kalem Müdürü) 30 Haziran 1928-1 Ağustos 1931 ve Mahmut Şevket Esendal 19 Kasım 1933-31 Ekim 1941 tarihleri arasında Büyükelçi olarak görev yapmışlardır. Türkiye Cumhuriyetinin Afganistan’ı tahkimatı sayesinde İngilizler Hindistan üzerinden Orta Asya’ya yayılamadığı gibi Tahran ve Bakü’ye de ulaşamadılar.

İngilizlere üçüncü çomak en güvendikleri Mısır’da sokuldu. Teşkilat-ı Mahsusa’nın Mısır masası, Müslüman Kardeşler Teşkilatını kurarak İngilizlerin Ortadoğu’daki egemenliğine direndiler. İngilizlerin elleri kollarını sallayarak İslam coğrafyasında faaliyet göstermesini engellediler. I. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte 1914-1915 yılları arasında Teşkilatı Mahsusa’nın Arap Yarımadasından sorumlu başkanı olarak görev yapan, Çerkez Ubıh asıllı Türk istihbaratçı ve gerilla savaşçısı Eşref Sencer Kuşçubaşı kendisini sorgulayan Lawrence’a “Lawrence, kazandığını sanıyorsun. Fakat henüz hiçbir şey bitmedi. Hükûmetinin başına öyle musibetler salacağım ki, 2 asır uğraşsanız bitiremeyeceksiniz.” demişti. Sözlerini doğrulayan gelişmeler sonraki yıllarda yaşandı. Sıkı durun asıl bombayı şimdi patlatıyorum!

İsrail Devletini kurulması Türk istihbaratının projesiydi. Çünkü İsrail devleti kurulduğunda o topraklar İngiliz mandasıydı ve İngiliz koloni valisince yönetiliyordu. Birleşik Krallık Filistin Mandası’ndaki Yahudi yerleşimlerini korumak amacıyla kurulan ve 1920-1948 yılları arasında faaliyeti gösteren Yahudi paramiliter örgütü Haganah, İngiliz ordusunu hedef alan eylemlerde bulundu. Yüzlerce İngiliz askeri öldürüldü. İkinci Dünya savaşı sonunda İngiliz Hükümetinin Siyonist karşıtı tavrını değiştirmeyeceği kesinlikle anlaşılınca, Haganah Filistin’deki İngiliz Manda yönetimine karşı çıkmaya karar verdi. İngilizlere karşı her alanda direnişler düzenlenmeye başladı. Avrupa’dan ve Kuzey Afrika’dan Filistin’e yasa dışı yollardan yapılan toplu Yahudi göçlerini örgütledi. 1940 yılı sonlarına doğru Haganah terör örgütü 45 bin elemana ulaşmıştı. (2) İngilizler Yahudilerin saldırılarını bertaraf etmek için Araplara yanaştı. Arap Yahudi anlaşmazlığını körükledi. Arthur Koestler’in “Eğer İngiliz diplomasisi, bir hayalet gibi Filistin meselesine Mısır, Suriye ve diğer Arap ülkelerini dahil etmemiş olsaydı; Yahudiler ve Ürdün Nehrinin her iki tarafında bulunan Filistinli Araplar arasında, ülkede iç savaş çıkmadan on yıl önce ülke barışçıl bir şekilde taksim edilmiş olacaktı.” belirlemesi aslında yaşanılan süreci çok net özetlediği gibi bugünkü anlaşmazlığın temelinde hangi devletin olduğunu da gösterir.

II. Dünya Savaşı’nın sonunda Avrupa’daki Holokost katliamından kurtulan Yahudilerin Filistin’e alınmamasının nedeni için İngiltere Başbakanı Bevin’e danışan bir arkadaşına Bevin şu cevabı vermişti: “Sevgili arkadaşım; ya biz, ya onlar” Biz, İngiliz Milletler Birliği (Common Wealth); onlar da, Filistin Yahudileri anlamındaydı. Aslında, Haganah muzaffer oldukça, tüm Filistin’in Yahudi eline geçmesi işten bile değildi. Fakat İngiltere on yıl kadar öncesine dayanan Birleşmiş Milletler’in taksim kararına dahi itibar etmedi. İngiltere 1917’de Balfour Deklârasyonunda temellerini attığı ‘Yahudi Devleti’ni hatırlamak bile istemiyordu. Hâlbuki ilginçtir, ne Mısır, ne Suriye ve Lübnan, Filistin’in komşuları olmakla beraber, onun sorunlarıyla ilgilenmiyorlardı. Üstelik Ürdün Emiri ve daha sonraları kral olan Abdullah, Yahudiler ile olumlu ilişkilere sahipti; Filistinli Arapları kendi krallığına dahil etmek ve Yahudilere de ayrılan bölümün verilmesini istiyordu. Abdullah, Yahudilerin Ürdün’ü modernleştirmesini de istiyordu; Yahudiler Amman’da bir elektrik santrali kurdu. Kral, çöllerinin yeşertilmesini de istiyordu. Arap ülkelerinin tüm protestolarına rağmen, İsrail ile barış görüşmelerine giren de İngilizlerin adamı Kral Abdullah idi.(3)
Türkiye; Yahudilerin İngilizlere karşı eylemlilik kararlarını okuduğunda her türlü desteği sundu. Öncelikle Türkiye topraklarından Filistin’e Yahudi göçünü teşvik etti. ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyalarından rahatsız olan binlerce Türk Yahudi’si soluğu Filistin’de aldı ve demografik dengeyi Yahudiler lehine değiştirdi. İsrail’e gönderilen Yahudilerin bir çoğu Hazar Türklerinin bakiyesiydi. Türkiye; Avrupa’da popülerleşen Hıristiyan geleneği antisemitizm karşıtı projeler gerçekleştirdi. Örneğin Hitler zulmünden kaçan Alman Yahudi bilim insanlarını üniversitelerde istihdam etti. Savaşın devam ettiği yıllara Türk diplomatları görev yaptıkları ülkelerde binlerce Yahudi’nin hayatını onlara Türk pasaportu vererek kurtardılar. Yahudileri soykırımdan kurtaran bu diplomatlar “Türk Schindlerler” olarak anılıyorlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında görev yapmış olan, Türkiye’nin Marsilya Büyükelçisi Necdet Kent ve Rodos Konsolosu Selahattin Ülkümen’in kahramanca çabaları sayesinde birçok Yahudi soykırımdan kurtulmuştu. Vatandaşları arasında dine bağlı ayırım yapmayan Türk hükümetinin diplomatları, büyük tehlikeleri göze alarak çok cesaret isteyen kurtarma operasyonları düzenlemiş ve pek çok Yahudi’nin hayatını kurtarmışlardır. Türk konsoloslukları, Yahudi sığınmacıların çocuklarına da Türk vatandaşı kimliği vererek onları Nazi kamplarına gönderilmekten alıkoymuştu. (4) Türk istihbaratı; Türkiye’den göç ettirilen Yahudiler ile Türk diplomatların Avrupa’da toplama kamplarında imha edilmekten kurtardıkları Yahudiler aracılığıyla Filistin’de bağımsız İsrail devletinin kurulması için İngilizlere karşı savaşan Haganah benzeri örgütlere sızdı. İngilizlere dördüncü çomakta burada sokuldu. İngilizler tersinden karşılık verdi. Araplar üzerinden Filistin davasını uluslararası krize dönüştürdüler. Kim ne derse desin İsrail devletinin kuruluşu Türkiye’nin projesidir.
Bakınız:
1- Lütfü Özşahin/ Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?/ 31 Temmuz 2006/ Milli Gazete – http://www.millicozum.com/mc/subat-2012/erbakanin-ataturk-degerlendirmesi-ve-mustafa-kemalin-filistin-endisesi
2- http://www.stratejikortak.com/2016/08/israil-teror-orgutleri.html
3- http://www.salom.com.tr/haber-103991-Israilarap_savasinin_bas_sorumlusu_Ingiltere.html
4- Desperate Hours: Yahudileri kurtaran Türk diplomatlar / http://www.hasturktv.com/anti_semitizm/1526.htm

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar