Vizyon

Mesut Barzani’nin engellediği hain plan nedir?

Kökteş Sözler İzinden Totemik Türk Dilinin Kökenleri: “Ata” Sözcüğü Örneği

Экспорт природного газа из Казахстана в Китай

Barzani Kaybetti Mi?

Washington’da Rus konçertosu..

Gündem 7 Mart 2017
247

Soğuk Savaş” döneminde, ABD’nin dünyanın çeşitli bölgelerinde “Sovyetler Birliği”ne yakınlık duyan ‘Sol’ partilerin iktidara gelmemesi için seçimlere müdahale ettiği, hatta askeri darbeleri desteklediği konuşulurdu. “CIA”in hedefinde Amerikan çıkarlarını tehdit eden sağ partiler de vardı. Ülkemizdeyse “27 Mayıs”, “12 Mart” ve “12 Eylül” darbelerinde ABD’nin rol oynadığına dair güçlü bir kanaat var. Başbakan Adnan Menderes, ABD’nin rağmına “Sovyetler Birliği”yle ticari ve siyasi ilişkiler kurmak istediği için darbeye kurban gitti.
“Soğuk Savaş” sonrasında ABD’nin “Gül Devrimi” ve “Turuncu Devrim” adı verilen olaylarla Gürcistan ve Ukrayna’da “Putin Rusyası”nı köşeye sıkıştırmak istediği öteden beri dillendiriliyor. “Turuncu Devrim” Ukrayna’da Batı yanlısı Viktor Yuşçenko’yu, “Gül Devrimi”yse Gürcistan’da ABD yanlısı Mihail Saakaşvili’yi iktidara taşıdı. Ama mesele kapanmadı. Ukrayna’da daha sonra seçimleri kazanan Rus yanlısı Viktor Yanukoviç “AB” ile müzakereleri askıya aldığı için çıkan olaylar sebebiyle Rusya’ya kaçarak canını kurtardı.
Bu örnekleri vermemim sebebi var. Şimdi ibre tersine döndü. “Sovyetler Birliği”nin mirasını devralan “Putin Rusyası”nın ABD ve Avrupa’da seçimlere müdahale ettiğine dair iddialar ortaya atılıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyasında yer alan birçok etkili isim bu süreçte Rusya Büyükelçisi Sergey Ivanovich Kislyak ile ‘kural dışı görüşmeler’ yaptıkları gerekçesiyle itham edildi. Trump’ın kendisi de bu suçlamalardan payını aldı.
Trump’ın “Ulusal Güvenlik” danışmanı Michael Flynn, Rus Büyükelçisi Kislyak ile yaptığı görüşmelerin içeriği hakkında eksik bilgilendirme yaptığı gerekçesiyle istifa etmek zorunda kaldı. İstifaya davet edilen bir diğer isim ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions oldu. Sessions’ın kampanya döneminde Kislyak ile iki kez görüştüğü basına sızdırıldı. Senato’da Bakanlığının onaylanmasıyla ilgili oturumda Sessions hiçbir Rus yetkilisiyle görüşmediğini söylemişti.
Başkan Trump cephesinden de bu iddialar üzerindeki dikkatleri dağıtacak hamleler geliyor. Trump’ın Obama döneminde telefonlarının dinletildiğini iddia etmesi bu hamlelerden birisi. Trump ile karşıtları arasında adeta bir “Soğuk Savaş” yaşanıyor. “Beyaz Saray” ve etkin güç çevreleri arasında yaşanan bu savaş ABD’yi kendi içinde kitledi. Öyle anlaşılıyor ki Rusya ile ilişkiler meselesi Trump yönetimi üzerinde epey bir süre “Demokles’in kılıcı” gibi sallanacak.
Rusya’nın Fransa ve Almanya’da da seçimlere tesir etmeye çalıştığına dair iddialar ortaya atılıyor. Fransa’da Marina Le Pen’in partisi “Ulusal Cephe” başta olmak üzere, sağ ve sol partiler içinde Putin’e hayranlık duyan bir kesim var. İslamofobik, Avrupa Birliği karşıtı ve aşırı muhafazakar ”Fransa İçin” hareketinin lideri Philippe de Villers’in Putin’e muhabbet duyduğu zaten biliniyor. Villers’le 2014’te yaptığı bir görüşmede Putin “Dünyanın dört bir yanında bizim yaklaşımlarımızı benimseyen insanlara destek olmayı sürdüreceğiz” demişti. “Putin’in aklında ne var?” isimli kitabında Michel Eltchaninoff ise şöyle diyordu:
“Putin, Avrupa’nın lideri olabilmek için popülist partilerin iktidara gelmesine bel bağlamaktadır. Bunun gerçekleşmesi için de tüm olanakları seferber etmektedir; finansal olanaklar dahil”
Rusya Balkanlar’da Yunanistan, Macaristan, Bulgaristan, Sırbistan, Moldavya ve Romanya’da hatırı sayılır ölçülerde siyasi desteğe sahip. “NATO”ya girmeye hazırlanan Karadağ’da ise hükümeti devirmeye yönelik başarısız bir darbe teşebbüsünün arkasında Rusya’nın parmağı olduğu öne sürülüyor. Velhasıl, ‘Soğuk Savaş Amerikası’nın yerini “Putin Rusyası” almış görünüyor.
Abdullah Muradoğlu

Yorumlar